Hayat ne zor değil mi?
Ekonomi şahlanmış, siyaset yerlerde, adalet denilen şey mumla aranıyor. Devletin kurumları halkın yanında değil ve yoksulluk sınırı dört asgari ücretin üstünde. Böyle bir coğrafyada insanlar yaşamıyor, sadece hayatta kalmaya çalışıyor. Tıpkı insanlığın ilk yıllarında olduğu gibi: biri birini avlayacak ki hayatta kalsın, güçlü güçsüzü sömürecek ki sistemin çarkı dönmeye devam etsin...
Bunca sorun arasında, aslında kimseye zararı olmayan, kapısının önünü süpürüp küçük mutluluklarıyla yetinen sıradan insanların bile türlü sosyal fobileri oluştu. Çünkü bu ülkede hiçbir anne, oğlunu evden gönderirken “Oğlum kimseye sataşma, sana anana bile küfretse arkanı dön git” demeden yollamıyor.
Çünkü anneler, her gün haberlerde bir “yol verme kavgası”nın cinayetle sonuçlandığını görüyor. Çünkü sokakta sırf “yan baktın” diye bıçaklanan, kurşunlanan gençlerin haberleri ekranlardan düşmüyor. Ve Ahmet Minguzzi davasında olduğu gibi, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan, suça meyilli insanların adalet tarafından gerektiği gibi cezalandırılmadığını görüyor.
İşte bu yüzden anaların, ablaların, eşlerin içi hep tetikte. Çocuklarının her dışarı çıktığında öldürülmeden evine dönmesi onlar için en büyük dilek haline geldi. İlk sosyal fobimiz burada başlıyor: güvenle sokağa çıkamamak.
İzmir’de yaşıyorum ve son üç ayda İZBAN ve metro altına kendini atan gencecik çocuklar, genç kızlar oldu. Elimde olsa her yere yürüyerek gideceğim. Metro istasyonunda beklerken insanları gözlemliyorum; sarı çizgiye yakın mı? Düşünceli mi? Kendinde mi? Allahım, ya önümde biri atlarsa ne yaparım? Bu olaya şahit olanlar sizce eskisi gibi hayatlarına devam edebiliyor mu? Bence hayır. Bu travmayı atlatmak kimin harcı? Ya ben kurtarmak için saçma bir hareket yaparsam? Annem kahrolur...
Nergiz İstasyonu’nda intiharların neredeyse sıradanlaştığını söyleyen güvenlik görevlilerinin ifadeleri var; “Kameralar bile izlenmiyor, iki görevliyle bütün istasyon idare ediliyor” diye. Vatandaşlar da “İZBAN yönetimi umursamıyor, her hafta bir intihar” diye isyan ediyor. İşte bu yüzden benim için metroya inmek, sadece bir yolculuk değil, sürekli diken üstünde yaşamak.
Alışverişe çıkıyorum, ya hayvana kötü davranan biriyle denk gelirsem? Kafasını yarmaktan çekinmem ama onun yaptığının cezası yok, ben müdahale edersem ceza alırım diye korkuyorum. Çünkü bu ülkede sistem kötüyü koruyor. CHP’li vekiller bile açıkça söylüyor: “Ortada cezasızlık algısı değil, cezasızlık gerçeği var.” Eski savcılar, “Adalet üretmeyen sistemin boşluğunu mafyatik yapılar dolduruyor” diyor. Yani kötülük yaptığında sırtın sıvazlanıyor, ama iyilik yapmaya kalkarsan suçlu ilan edilmen işten bile değil.
Bu yüzden sosyal fobilerimiz büyüyor. Metroda, sokakta, markette… her an birinin hayatına, hatta kendi hayatıma dokunabilecek bir olayın içinde kalmaktan korkuyorum.
Mesela bir kız şort giydi diye darp ediliyor ama darp eden serbest bırakılıyor. İşin kötü yanı ne biliyor musunuz? Şikayetçi oldun, darp eden bulundu ve karakola getirildi; o “yabancı” değil artık, senin ismini, adresini, her şeyini öğreniyor. Şikayet dilekçesindeki bilgiler sayesinde seni “kişisel sorunu olan biri” haline dönüştürecek tüm bilgileri elde ediyor. Bu nasıl bir açık, nasıl bir kusur kardeşim?
Türkiye Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 157. Maddesi gereği soruşturma evresindeki işlemlerin gizli tutulması zorunludur—ama pratikte çoğu kolluk görevlisi bunu hiçe sayıyor. Hal böyle olunca senin tüm kişisel verilerin savcı ve hâkimin dışında da erişilebilir hale geliyor—ki bu açık yasa dışı bir paylaşım.
Bu konuda şunu bil kardeşim:
6284 Kanunu Kapsamında Gizlilik Talep Et
Eğer fiziksel veya psikolojik risk altındaysan, 6284 sayılı Kanun’u esas alarak—adresinin, telefon numaranın, adının “gizli tutulmasını” talep edebilirsin. Litfen bunu karakola dilekçe yazdırırken talep et böylece karakolda dilekçendeki bilgiler başka ellerde dolaşmaz.
Şimdilik sadece gündelik yaşamımızda savunmasız olduğumuz ve adaletin iyiyi korumadığı bir sistemde edindiğimiz sosyal fobilere değindim. Ve bu adaletin “diplomalı bireyine” denk gelirsen hakkını nasıl savunabileceğine dair birkaç noktaya. Ama bu sosyal fobilerimiz serisine devam edeceğim; sizden de örnekler bekliyorum.
Çünkü biz artık sadece sokakta, metroda, evimizin önünde değil, adliyede bile tedirginiz.
Ve unutmayın: adaletin olmadığı toplumlarda insanlar hak aramaktan değil, hayatta kalmaktan bahseder...










