Merhamet, çoğu insanın sandığı gibi zayıflık değil; aksine, dünyanın bütün ağırlığını sessizce taşıyabilenlerin gücüdür.
Çabuk incinen insanlar, aslında en çok merhamet edenlerdir; çünkü başkasının acısı onlara doğrudan değermiş gibi dokunur.
Ve unutma:
Bir sokak hayvanı aç kalmaz,
Bir çocuk ziyan olmaz,
Bir aile soğukta kalmaz,
Bir yaşlı açlığa mahkûm olmaz merhametli bir can hâlâ hayattaysa.
Ve unutmadan:
Herkes “zayıf” zannedilen o merhameti taşıyor olsaydı, bu ülkede kimse kimsenin sırtına basarak yükselmez, kimse kimsenin canını hiçe sayamazdı. Dünya daha yaşanır bir yer olurdu.
Sen iyi olmaya çalıştığın için değil…
Zaten iyi kalpli olduğun için böylesin.
Duruşun rol değil; doğan.
Sonra “bilgi” diye sunulan komediye gelelim:
İstanbul Valisi çıkıyor, kedilerin fareleri yakalayıp yediğini zannediyor.
Bilgisi, ilgisi bu kadar.
Oysa kedinin görevi yemek değil; yakalamak ve öldürmek.
Kedi, günü geçmiş sosise bile burun kıvırır; fareyi mi yiyecek?
Peki fareyi kim yer?
Köpek yer.
Hem de öyle böyle değil; parçalar, kemiğini bile bulamazsın.
Ama vali hâlâ şöyle düşünüyor:
“Kediler aç kalsın, köpekler ölsün ki biz huzura erelim…”
Bu açıklama saf cehaleti aşıyor; peki kime hizmet ediyor?
Doğaya değil.
Hayvana değil.
Topluma hiç değil.
Bu, kötülükle bilgisizliğin el ele tutuşmuş hâlidir.
Ekolojik sistemi bilmeyen, doğaya emir vermeye kalkar.
Ve doğa da acımadan cevap verir.
Sonuç?
Bilgi yok…
Vicdan yok…
Merhamet yok…
Ama yasak var, ceza var, tehdit var.
Koca bir ayıp.
Bir de utanmadan adına “huzur” diyorlar.
Haydi hoşçakalın.










