Türkiye’nin manzarası şu: Yangınlar çıkıyor, oteller cayır cayır yanıyor; yangın merdiveni kilitli, alarm susturulmuş. İnsanlar yanıyor, sonra sahte raporlarla üstü örtülüyor. Ormanlarımız kül oluyor, müdahaleler geç kalıyor, koordinasyon sıfır. Ve sonra dönüp halka “Merak etmeyin, kontrol altındayız” diyorlar. Kontrol altına aldıkları tek şey gerçeklerin üstü.
Yargıya gel: Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay kavga ediyor. Hakimler, savcılar hukuksuz şekilde görevden alınıyor, AİHM tokadı indiriyor: “Adil yargılama yok” diyor. Ama içeride kimse duymuyor, herkesin kulakları sağır. Basın susturuluyor, eleştiren içeri atılıyor. AİHM istatistiği rezalet: 10 davanın 9’unda Türkiye haksız. Adaletin terazisi kırılmış, yerine çıkar terazisi kurulmuş gibi.
Toplumu doğrudan ilgilendiren kararlara bak: 20 bin suçlu bir gecede affedilip salınıyor (10. Yargı Paketi 4 Haziran 2025’te Resmî Gazete’de yayımlandı ve yaklaşık 19.800 mahkûmun tahliyesinin önünü açtı; haberlerde “20 bin” diye yuvarlandı). Sokaklar güvenli değil. Cinayetlerin, kadın katillerinin, mafya hesaplaşmalarının üstü örtülüyor; suçlular serbest, mağdurlar mezarda. Devletin “ıslah” dediği şey, halk için sadece daha fazla korku.
Ve hayvanlar… Bu ülkede en savunmasız olanlar bile nefes alamıyor. Denize girdi diye ördekler ceza alıyor; bu ceza sırasında 8 tanesi dayanamayıp ölüyor. Denize girdi diye bir köpek barınağa alınıyor; barınakta, salgın hastalıkla beraber orada son nefesini veriyor. Bir kedi ise sırf zevk için bir boyacı tarafından, sevilme bahanesiyle alınıp yerden yere vuruluyor. Merhameti suç sayıyor, vahşeti serbest bırakıyor bu ülke.
Doğru olan aslında çok basit: bağımsız yargı, şeffaf yönetim, sokakların güvenliği, kadınların ve hayvanların hakkını koruyan yasalar, basına özgürlük ve gerçek hesap verebilirlik. Ama biz artık sessiz kalmayacağız; tanığız, unutmayacağız ve soracağız:
“Kimi kime şikâyet edeceğiz?”










