Büyük milletler tarihler boyunca kendi kahramanlık hikayelerini yazmış ve bu kahramanlar çeşitli fedakarlık hikayeleriyle kendilerinden sonraki nesillere ilham olmuş, cesaret vermiş ve milli bilinç aşılamıştır.
Türk edebiyatının güçlü kalemlerinden Hüseyin Nihal Atsız’ın “Bozkurtlar’ın Ölümü” adlı eserini okuyanlar bilir ki kitabın ilk sayfalarında “Kurt Kaya, elini çöz!” emri vardır.

Bu emrin hikayesi ise şudur:
Bir gece, seferden dönen ordu su baskını ile karşı karşıya kalır. Sular yükselir, çeriler kayalıklara tutunur. Ancak bazı erlerin, kurtulmak adına sivri kayalıklara tutunması zorlaşır. Kemeriyle ilmek yaparak kendini bağlayan Onbaşı Yamtar ve arkasındaki erler, suya karşı durmaya çalışır. Ancak yük artar; kemer aşınır ve kopma tehlikesi ortaya çıkar. Tam bu sırada gökgürültülerinin arasından Yüzbaşı Işbara Alp, yüksek bir sesle “Kurt Kaya, elini çöz!” emri duyulur.
Bu emirle Kurt Kaya, sırtındaki erlerin bağlı olduğu bağı çözer; yani onları kurtarmayı değil, ölmeyi göze alır. Çoğu er o anda suya kapılır ve hayatını kaybeder. Yani Kurt Kaya ve arkasındakiler fedakârlık eder, böylece ordunun geri kalanı kurtulur. Romanda bu an; “ölüm emri”, “kurtuluş için fedakârlık” ve “ölümü göze alma” metaforu olarak kullanılır. Bu sahne; sadakat, cesaret ve fedakârlık temasının simgesi hâline gelir.
Bu hikayede beni asıl etkileyen ise “Kurt Kaya” isminin ilham alındığı yer olduğuydu.

Çok geç tanıştığımı düşündüğüm ve etkilendiğim fakat isminin nereden geldiğini ve arkasındaki hikayenin ne olduğunu bilmediğim bir kahramanlık hikayesini paylaşmak istedim sizinle. O kahramanlık hikayesindeki başrolümüz ise 24 yaşında şehit olan Yüzbaşı Agâh.
Büyük Taarruz, 26 Ağustos 1922 günü saat 04.30’da başlamış ve iki saat içinde düşmanın bütün tel örgüleri parçalanarak, gün doğmadan zaferin ilk ışıkları Anadolu’da parlamaya başlamıştır. Başkomutanlık Karargâhı’nın bulunduğu Kocatepe’ye tek geçit yeri olan Kalecik ve Kurtkaya bölgeleri Türk ordusu için çok önemliydi ve düşmandan bir an önce alınması ile düşmanın yok edilmesi görevi, 12’nci Tümen 36’ncı Alay 6’ncı Bölük Komutanı, 24 yaşındaki Bayburtlu Yüzbaşı Agâh’a verildi.
Yüzbaşı Agâh, emrindeki 150 Mehmetçik ve Sinoplu Üsteğmen Feyzullah ile beraber 2 bin 500 kişilik düşman tümenine karşı büyük bir çarpışma başlattı. Bu büyük çarpışma 26 Ağustos öğleden sonra başlayarak, 27 Ağustos öğlene kadar sürdü. Düşmanın içine kadar dalan Yüzbaşı Agâh, onlara ağır kayıplar verdirerek batı istikametine kaçmalarına sebep oldu. Büyük bir takviye alan düşman birliği ile çarpışırken Yüzbaşı Agâh, 100 Mehmetçik ve Üsteğmen Feyzullah ile birlikte şehit düştü. Geriye kalan 50 Mehmetçik ve gelen takviye kuvvetlerimizle düşman bu vadi içinde tamamen yok edildi.
Bu iki hikaye, biri edebiyatın, diğeri ise tarihin tozlu sayfalarında yerini alırken, bizlere aslında tek bir mesaj veriyor: Büyük milletler yalnızca büyük fedakarlıklarla yükselirler. Kurt Kaya'ya verilen emir, "Kurtuluş için ölmeyi göze al!" emridir. Tıpkı 24 yaşındaki Bayburtlu Yüzbaşı Agâh'ın, Kalecik ve Kurtkaya'da 150 Mehmetçiği ile 2 bin 500 kişilik düşman birliğine karşı durması gibi. Agâh'ın ve 100 Mehmetçiğin o vadideki şehadeti, yalnızca stratejik bir mevkiyi korumaktan öte, Türk milletinin bağımsızlık aşkının sarsılmaz bir yemini olmuştur.
Agâh'ın kanıyla sulanan o tepeye adını veren "Kurtkaya", sadece coğrafi bir isim değil; Atsız'a ilham veren, nesiller boyu aktarılacak olan o büyük fedakârlık ve cesaret metaforunun ta kendisidir. Onların bıraktığı miras; milli şuurun ne pahasına olursa olsun ayakta kalacağının, her Türk gencine aşılanan o büyük "Kurt Kaya, elini çöz!" emrinin ebedi bir kanıtıdır.










