Dün İzmir'de yağan yağmurun ardından her zaman olduğu gibi bir kez daha hayat durdu. Mazgallardan taşan yağmur suları, kilitlenen trafik, su basan dükkanlar ve zemin katları... Hepimizin yıllardır alışık olduğu gelişmeler. 1950'lerden bu yana akla ve bilime aykırı bir şekilde sadece rant odaklı inadına çarpık ve gelişigüzel imar edilen bir kentte tersini beklemek zaten abesle iştigal olur.
Burada suçu sadece belediyelere yıkmak da hakkaniyetli olmaz çünkü toplum olarak bizim de belediyeden beklediğimiz aklın yolunda değil rantın izinde hareket etmesi. Bireysel ve toplumsal zenginleşmenin dinamosu inşaat sektörü artık ülkemizin amansız kanser hastalığı. Bakınız İzmir'in vitrini Kordon'un haline. Birileri rantını bundan 50 yıl önce yedi ve bize posası kaldı. O rantı yiyenlerin çocukları da muhtemelen Çeşme-Amerika arasında nezih bir hayat kurdu. Her neyse...
Konumuz bu değildi.
Konumuz hayatın durması. Bu yağmurda bu sefer hayat iki insanımız için gerçekten durdu. Yağmurdan kaçmak isteyen iki insanımız yolda yürürken elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti. Nerede mi? İzmir'in göz bebeği dediğimiz Kordon'un hemen arkasındaki İkinci Kordon'da. Yani Alsancak'ta yaşayanların ya da yolu düşünlerin gün içinde sık sık kullandığı, Alsancak İskele'den ulaşımını sağlayanların yol güzergahında. Amaçları ise sadece yağmurdan kaçmak ve küçük bir çaya dönen yoldan uzaklaşmaktı.
Hepsi bu...
Ardından ise herkes birbirini suçlamaya başladı. Konak Belediye Başkanı olayın akıl almaz olduğunu vurgulayarak titizlikle araştıracaklarını ve konunun takipçisi olacaklarını söylerken, AK Partili vekiller de suçu CHP'ye ve belediyeye yıkma gayretine girişti.
Bizi ilgilendiren noktada işte tam burası.
İlk olarak Konak Belediye Başkanı Sn. Nilüfer Çınarlı Mutlu Hanım'a olayı hangi yönden titizlikle araştıracaklarını sormam gerekiyor. Çünkü olayın titizlikle araştırılacak bir yönü yok. Alenen ortada bir peşkeş ve bu peşkeşin getirdiği ihmaller zinciri var ve kendisinin de bağlı olduğu çatı meslek örgütü TMMOB yıllar önce yaşanabilecekleri tek tek söyledi. Kısacası kendisi konuya oldukça hakim. Top çevirmenin kimseye bir faydası yok. Çıkın ve açık açık, bu ölümün nedeni TEDAŞ'a bağlı Gediz Elektrik'in özelleştirilmesi ve şirketin kar hırsı yüzünden onca kazancına rağmen altyapıya el atmayarak kaderine terk etmesidir deyin. Neden çekiniyorsunuz? Biz İzmirliler, özellikle de Alsancak'ta gününün büyük bölümünü geçirenler olarak zaten geçtiğimiz kıştan bu yana neyin ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Aylardır ortalıkta duran elektrik kablolarını, durmadan giden elektrikleri, bir türlü şirketin çözüm üretememesini yaşayarak öğrendik.
Gelelim AK Partili vekillerin açıklamasına. Göz göre göre gelen ölümdeki paylarını yok sayarak; sanki özelleştirmeleri kendileri yapmamış, denetimleri kendileri savsaklamamış, tüm iradeyi şirketlerin inisiyatifine kendileri bırakmamış gibi belediyenin sorumluluğunda olmayan ve müdahale edemeyeceği bir alanda sorumluluğu belediyeye yıkmaya çalışmak bilmeden yapılamayacak kadar art niyetli bir davranış. Dertleri şirketi aklamak. Çünkü kendileri çoktan İzmirlinin vekilleri olmaktan çıkıp büyük resmi gören birer oyuncu konumuna yükseldiler. Büyük resmi gören vekiller bu ihmalleri neden görmüyorlar acaba?
Direkt muhatabına söylememiz gerekirse, İzmir Mebusu Sn. Eyüp Kadir İnan Bey, siz Cemaat bağlantılarından dolayı kapatılan Gediz Üniversitesi'nde okurken, Gediz Elektrik'in çalışanları, sendikalar ve meslek odaları özelleştirmelere karşı eylemler yapıyordu. Sizin gençlik kollarında olduğunuz partinin önde gelenleri de eylemleri kınayıp bu insanları ülkenin gelişmesine karşı diye suçluyor, işi vatan hainliğine kadar vardırıyordu. Bir de “Yargımız gereken işlemleri elektrik kaçağı olan bina ile ilgili sürdürüyor” demişsiniz. Bu binaya elektriği veren İZSU değil herhalde. Verenin kim olduğu belli. Aydem Enerji bünyesindeki Gediz Perakende. Madem kaçak var neden belirlememişler. 1980’ler Türkiyesi’nde gibi her önüne gelen kablolarla dükkanına ve apartmanına elktrik çekmesine nasıl göz yummuşlar? Kordon'daki kaçağı belirleyemeyen Gediz Elektrik Bayındır'ın, Kiraz'ın hatta Urla'nın dağındaki ormalardaki kaçakları nasıl belirleyecek. Bize bunun bir cevabını verin isterseniz.
Malumumuz, İzmir AK Parti'deki taht kavgalarında en tepeye oynuyorsunuz. Bu denli güçlü bir hükümet vekili olarak Gediz Elektrik'le aylardır yaşanan sıkıntılar üzerine bir fikir alışverişinde bulundunuz mu? Kendilerine karşı İzmirlinin hakkını savundunuz mu? Mesela geçtiğimiz kış yaşanan selin ardından elektrik alt yapısı patlayınca dengesiz akımdan dolayı yalnız benim ofisimde 200 bin TL'ye yakın zarar oluştu. Haydi bizimkisi maddi kayıptı ve “Burası Türkiye, kimden hakkını alacaksın?” deyip geçtik. Fakat bırakın maddi kayıpları siz canımızı kaybettiğimizde bile küçük siyasi söylemler ve hesaplarla hedef saptırıp şirketleri koruma gayretindesiniz. Size çağrım, apartman yönetiminden değil şirket yönetiminden hesap sormanızdır.
Diğer açıklamayı yapan Yaşar Kırkpınar'a gelince, kendisi kendi partisinin oyunu bile alamayıp İYİ Parti'li akrabalarının iteklemesiyle meclise giren bir isim. İzmir faydasına bir hareketini görmedik, bundan sonra da göreceğmizi düşünmüyorum. En iyisi vekilliğinin tadını çıkarmaya devam etsin.










