31 MartYerel Seçimlerinin ardından yaklaşık 3 ay geçti ve biz 3 aydır, seçimlerde İzmirliye verilen sözlerin ne zaman yerine getirileceğini ve 22 yıldır muhalefette kalmanın bedeli olarak yığılan sorunların nasıl çözüleceğini hala konuşmaya başlayamadık.
3 aydır gündemimizi işgal eden Büyükşehir'den işçi çıkarma krizi ve bayramdan önce başlayıp bayramla birlikte idari izne giren, ardından da hemen yeniden başlayan Büyükşehir'deki memurların sosyal denge fonu krizi. Kısaca özetlemek gerekirse emek ve emekçi sorunu. AK Partili ve CHP'li diğer belediyelerde bu denli kaotik bir sorun karşımıza çıkmazken niçin CHP'nin kalesi İzmir'de işçi ve memur sorunundan başka bir konu konuşamaz olduk. Bir belediye başkanının değişmesiyle neden her şey alt üst oldu ve bunun suçlusu kim?
Aslında sorunun cevabı çok basit:
Gerçeklikten uzak popülist uygulamalar, aç gözlülük, yetkilerini kötüye kullanan eski başkanlar, sendikacılığı kendi çıkarları için alet eden gruplar, yangından mal kaçırır gibi seçim öncesi eşini dostuna belediye şirketlerine yerleştiren parti fırsatçıları. Daha da sayabiliriz aslında. Sonuçsa İzmirlinin beklediği hizmetlerin seçimdi, seçim sonrası karmaşasıydı derken durmadan ötelenmesi ve kocaman bir köye dönüşen İzmir.
Şimdi gelelim eylemlerin haklılığına...
İlk olarak işçi çıkarma krizine değinmek de fayda var. Yıllardır İzmirdeki tüm belediyelerde ihtiyaçtan çok fazla personel çalıştığı, özellikle masa başı çalışanların fazlalıktan dolayı masa bile bulamadıkları konuşulur ve konuşulanlar da doğrudur. En uzak ilçeden en merkezi ilçeye kadar da durum aynıdır. Çok sayıda uyanık eş, dost, aşiret, tarikat, mezhep, hemşehricilik üstünden yolunu bulup belediyelere yerleşti. Hatta durum öyle bir noktaya geldi ki; belediyelerin bütçeleri bırakın çöpü toplamaya, personelin maaşlarını ödemeye yetmez oldu. İhtiyacının iki katından fazla personel çalıştıran belediyeler var. Peki İzmirliye hizmet edilmesi için oluşturulan bütçelerin birilerine maaş olarak dönmesinin yıllardır AK Parti'nin yaptığından ne farkı var?
Biz hala Tunç Soyer döneminin son aylarında belediyeye kaç tane işçi alındığını bilmiyoruz. Bir rivayete göre son iki ayda 2 bin kişi. Tunç Soyer'e sorduğumuzda ise CİMER'e sorun yanıtını aldık. 2 bin kişiden işten çıkarılan sayısı ise yaklaşık 200 kişi. Yani onda biri. Kısaca gider ayak bilinçli bir şekilde yaratılan ve mevcut yönetimin kucağına bırakılan bir krizle karşı karşıyayız. Peki bu krizin temelleri atılırken ve zaten personel fazlası bulunan İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin ve İzmirliler'in sırtına 2 bin kişinin daha maaş yükü sarılırken müdahale etmesi gerekenler ne yapıyordu?
Bu sorunun da cevabı çok basit:
O esnada belediyeye işçi sokmaya çalışıyorlardı. Mesela iş yerinde iş barışını sağlamakla yükümlü sendikalar belediyelerin zaten batık ve maaşları ödeyemeyecek olduğunu bildikleri halde ses çıkarmadılar. Personel başı alacakları aidatların hesabını ve hangi birimlere hangi eş dostlarını sokacaklarının hesabındaydı.
Parti yöneticilerine gelirsek de farklı bir durum yok. Kimi kardeşini, kimi eşini, kimi de dostunu, hemşehrisini masa başa bir işe yerleştirmenin telaşında bırakın ses çıkarmayı, bizzat sorunun yaratıcısı konumundaydı. Elbette hem sendikacılardan hem de parti yöneticilerinden yalnızca işini yapan düzgün insanlar var, hepsini suçlamak haksızlık olur. Ancak ülkenin her yerinde ve alanında olduğu gibi, İzmir'de de gemisini yürütenin kaptan olduğu ve fırsatı bulanın sonuna kadar kullandığını inkar etmek ahmaklık olur.
Memurların sosyal denge fonuna gelirsek de tam bir aymazlıkla karşı karşıyayız. Tüm eklemelerle 12 bin liraya kadar çıkabilecek ödemeler için sendika 24 bin lira istiyor. Yani iki katını. Ortada yasal sınırın iki katını aşan bir ödeme mevcut. Tüm işlerinde yasal mevzuatı izlemek zorunda olan ve yasal yükümlülükleri dışında başka hiç bir işte çalıştırılamayacak olan memurlar neden mevzu maaşlarına gelince yasal sınırın iki katını almak için diretiyor. Gerçek maaşları için hükümetle mücadele etmek yerine niçin belediyeye karşı eylemdeler ve işi güvenlik personellerini darp etmeye kadar vardırıyorlar? Sendika temsilcileri ve belediye başkanları hangi yetkiye dayanarak bu eski sözleşmelere imza attı? Emekleri için elbette mücadele edecekler, haklarını arayacaklar ve biz gazeteciler de destek olacağız. Hatta destek olmak zorundayız. Ülkenin şartlarında tüm emekçi kesimlerinin zor şartlar altında sadece hayatlarını sürdürmeye çalıştıklarının farkındayız. Ama kimse de unutmamalı, belediyeler birilerinin siyasi gelecekleri için çalışanlara ulufe dağıtacakları yerler, memurlar da her başkan değiştiğinde kazan kaldıracak yeniçeriler değildir. Bu arada eylemlere idari izin arası vermek de emek mücadelesinde çığır açıcı bir uygulama, düşünenleri tebrik ederiz.