AVUKAT VE HEYKEL ÖĞRENCİSİ; YELDA KULLAP...

   Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Kazım Türker Sanat Galerisinde mezuniyet sergisi gerçekleşen, Heykel bölümü öğrencisi ve Avukat Yelda Kullap ile hem öğrencilik hayatını hem de Akide Şekerlerin

AVUKAT VE HEYKEL ÖĞRENCİSİ; YELDA KULLAP...
08 Mayıs 2019 - 18:20

 

 Dokuz Eylül Güzel Sanatlar Fakültesi Kazım Türker Sanat Galerisinde mezuniyet sergisi gerçekleşen, Heykel bölümü öğrencisi ve Avukat Yelda Kullap ile hem öğrencilik hayatını hem de Akide Şekerlerinden ürettiği heykellerle ''Akışkan Benlik'' Sergisi’ni konuştuk.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Ben Yelda Kullap.Avukatım.Aynı zamanda Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel bölümü öğrencisiyim.Hali hazırda fakülteden mezun olma aşamasındayım. Bir dönem Turizm alanında faliyet gösterdim Avukatlık kariyerim sürecinde de rutin hukuksal konuların   yanısıra özellikle çevre ve ekoloji ile ilgili hukuksal faliyetlerde yer aldım.Avukatlık ve öğrenciliği bir arada yürütüyorum.

 

Güzel Sanatlar Fakültesi'ne başlamaya nasıl karar verdiniz?

Küçüklüğümden beri, amatörce resimler yapıyordum.Bunu daha sonra Bornova Belediyesi’nin kursuyla devam ettirdim. Bir arkadaşımdan desen dersleri aldım.Hobi olarak değerlendirebileceğim bu çalışmaları belli bir disiplinle yapmıyordum;  o dönemde üniversite de sanat eğitimi yapmak gibi bir düşüncem yoktu.Avukatlık mesleği, zamanımın büyük kısmını alıyordu. Babamın vefatından sonra, hayatımda bir değişiklik olsun düşüncesiyle, büyük hedefler belirlemeden, çalışmalarımı akademik düzeyde devam ettirmeye karar verdim.Bunun nedeni de zaten kurs faaliyeti olarak belirli bir doyuma ulaşmış olmamdı. Daha fazla öğrenmek ve yeterliliğimi geliştirmek  istedim.

Resim bölümünde eğitim yapmak istiyordum ama; rastlantısal olarak heykel bölümüne kabul edildim. Bu olay başlangıçta beni biraz tedirgin etse de daha sonra benim için mutlu bir rastlantıya dönüştü. Avukatlık faaliyetine devam ettiğim için eğitim sürecimi zamana yaydım. Sonuç olarak artık temel sanat eğitimimin sonuna geldim, Bu aşamadan sonra çalışmalarımı kendi kişisel atölyemi kurarak sürdürmek istiyorum.

 

Bugüne kadar ki çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

GSF deki öğrenim hayatım boyunca ve öncesinde de çeşitli karma sergilerde yer aldım.Kişisel sergim olmamıştı. İlk kişisel sergim İzmir Barosu’nda, Avukatlar haftası etkinliği çerçevesinde, gerçekleşti  ve öğrenciliğim süresince  yaptığım çalışmaları  toplu olarak sundum.

 

‘’Akışkan Benlik’’ sergisiyle ne anlatmak istediniz?

Öncelikle şunu söylemem gerekir ki  o benim kendi bireysel sürecimin bir parçası ve sonucudur.

Şeker, sergimde  hem malzemenin  kendisi hem de heykellerin formu ve biçimi itibariyle hayatımın bir parçası, duygu ve düşüncelerimin soyut bir  ifadesi olarak yer aldı.Akışkan benlik, şekerin akarken form değiştirmesi ve zamanla yok olmasından geliyor temel olarak, Bir heykel malzemesi olarak şekerin yapısını düşünecek olursak, yapışkanlığı, bulaşıcılığı ,akması, pişmanlık verebilen çekiciliği, cezbedici hali, rengi hayatın kendisini hatırlatıyor bana.

Şekerle yaptığım ilk denemelere başladığım dönemde, şekerin  klasik bir heykel malzemesi olmaması bile beni oldukça heyecanlandırmıştı. Çalışmalarım   devam ettikçe şekerin sadece bir malzeme olarak bile, aslında benim pek çok duyguma tercüman olabileceğini fark ettim. Şeker malzemesinin geçiciliği, akışkanlığı ,zamanın önlenemez yitimi, hayatın geçip gidiyor oluşu,  yaşadığımız pek çok mutlu şeyin sonsuz olmadığı, hatta pişmanlıklar yaratabiliyor olması  meselesiyle  soyut benzerlikler taşıdığına dair düşüncelerim kökleşti.

Bunu hissettikçe-yaşadıkça  hayatın tüm biçimleri ile  geçip gitme meselesi  yani yok oluşun   hakkında en çok düşündüğüm  problemin odağını oluşturduğunu fark ettim.

Kişisel tarihimin oluşturduğu duygu durum ve düşüncelerimle şeker malzemesinin nostaljik etkisi, çocukluğuma ilişkin pek çok mutlu şey hatırlatmasındaki paralellik; ama aynı zamanda  çocukluğumun geride kalması nedeniyle  hüzün vermesi, hüzün ile mutluluğu bir arada yaşatması v.s

Öte yandan sergi sırasında kullandığım  biçimler hakkında konuşmak gerekirse, sergim form açısından iki kısma  ayrılıyor.Birincisi kısım beden parçalarından,diğeri de tablo şeklinde içinde çok eski, annemin atalarına ait   fotoğrafların yer aldığı(gömülü olduğu)  çalışmalardan oluşuyor . Vücudun zaman içindeki geçiciliğini vurguluyor. Bu anlamda sergimde yer alan işlerimin malzemesiyle,biçimi ve formu  ile yaşamın özeti gibi.

Bu da aslında hayatın sanat sanatın da  hayat olduğuna dair  bir teorinin kanıtı  olduğunu düşünüyorum. Çünkü, aslında  zamanla, sanatın kendisini hayat iken ,hayatın kendisi de sanata dönüşüyor.

 

 

Heykel bölümünü okumak,sanat ile ilgilenmek  size neler kattı?

Sanatın bana kattıklarını birebir söylemek çok zor. Çünkü sanat  yaşamın kendisi. İnsan zaman içinde sanatla yaşar ve büyür ben biraz daha sanatla vakit geçirerek yoğurulmuş oldum. Hayatımı çok daha anlamlı ve değerli hale getirdi.

 

 

 



İzmir’de sanatın gelişimini nasıl buluyorsunuz?

İzmir’de son zamanlarda güzel şeyler olduğunu düşünüyorum. Gerçekten çok güzel küçük, sivil girişimler var.Çağdaş sanat ile ilgili girişimler var. Bence pek çok aktivite oluyor, kimi zaman bunlara yetişemiyoruz. Sergiler büyük bütçeli olmuyor ama Yeni sanatçıları destekleyen, çok güzel sergiler oluyor bence.

 

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Bu ikinci kişisel sergim, benim için çok değerli bir deneyim oldu. Baro çatısı altında gerçekleştirdiğim İlk kişisel sergim de  benim Avukatlık sürecimle sanat yapma girişimimin birleştiği değerli bir süreçti o anlamda. Birikmiş işlerimi arkadaşlarıma göstermek çok değerliydi. İkinci sergim de mezuniyetim için düzenlenmiş sergiydi. Fakat sanat meselesinde öğrendiklerimi ve biriktirdiklerimi ortaya koymak ve şeker malzemesi ile yaptığım keyifli serüveni insanlara göstermek anlamında çok keyifli, eğlenceli ve doyurucu bir süreçti benim için. Güzel bir sanat girişimiydi. Mutluyum!

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum