ÖMER FARUK ALTIN / EGE’YE BAKIŞ - Geçtiğimiz günlerde Çocuk İstismarı ve İhmali ile Mücadele Derneği tarafından “Gizli Gölgeleri Aydınlatmak: Türkiye’de Ensest” raporu yayımlandı.
Raporda Türkiye’de aile içi cinsel istismar (ensest) vakaları kapsamlı bir şekilde incelenirken, mevcut resmi istatistikler, mağdur çocukların ruh sağlığı üzerindeki etkileri ve Türkiye'deki hukuki durum uluslararası örneklerle karşılaştırıldı.
Raporun sonuç bölümünde ise Türkiye’de ensest vakalarının endişe verici bir artış gösterdiği ve toplumsal tabular sebebiyle büyük ölçüde gizli kaldığı ifade edildi.
Yine raporda yer alan bilgilere göre uluslararası karşılaştırmalar, Türkiye'nin çocuk cinsel istismarına karşı cezai yaptırımlarda kararlı bir duruş gösterdiğini, fakat yetişkinler arası rızaya dayalı ensest ilişkiler konusunda bazı Avrupa ve Asya ülkeleri ile benzer şekilde bir cezasızlık alanı olduğunu ortaya koydu. Rapor, mevcut yasal düzenlemelerdeki boşluklara ve uygulama eksikliklerine vurgu yaparak, çocuk koruma sisteminin önleme, rehabilitasyon ve sosyal entegrasyon boyutlarında güçlendirilmesine ilişkin veriler sundu.

“ÇOCUKLARIN HUKUKEN KÖTÜ MUAMELELERDE DOĞRUDAN BAŞVURU YAPMA HAKKI BULUNSA DA…”
İzmir Barosu Çocuk Hakları Merkezi Yürütme Kurulu, ensest ilişkinin hukuksal boyutu ve çocuk istismarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Merkez Kurulu Üyesi Cemile Gemici, çocukların kötü muameleye karşı başvuru haklarının olduğunu ancak aile içi dinamikler ve psikolojik baskılardan dolayı bu başvuruların yapılmasının engellendiğini belirterek, “Öncelikle belirtmeliyiz ki çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü kötü muamele çocuk istismarıdır ve bu husus icrai ve ihmali hareketlerle gerçekleştirilebildiği gibi psikolojik, fiziksel, cinsel ve ekonomik şekilde de ortaya çıkabilir. Ayrıca çocukların maruz bırakıldığı her türlü hak ihlallerini önlemek ve engellemek için toplumu oluşturan bütün dinamiklerin çok önemli sorumlulukları ve yükümlülükleri bulunmaktadır. Çocuğun bütünüyle sağlıklı bir ortamda gelişmesi ve büyümesi ile her türlü ihlal ve istismardan korunması için yükümlülüğü bulunan ve çocuğa en çok temas eden dinamiğin aile olmasıyla beraber, ailenin çocuk üzerinde olumlu/olumsuz etkileri yadsınamaz. Özellikle çocuğa karşı gerçekleştirilen kötü muamelelerin aile tarafından gerçekleştirilmesinde ise mağduriyet ne yazık ki katlanarak artmaktadır.
Her ne kadar çocukların hukuken kendisine karşı gerçekleştirilen kötü muamelelerde doğrudan başvuru yapma hakkı bulunsa da, aile içi güç dinamikleri ve psikolojik baskılar bu başvuruların gerçekleştirilmesine engel olmaktadır. Ne yazık ki çocukların maruz bırakıldığı özellikle aile içinde gerçekleşen hak ihlallerinin icrai olduğu kadar ihmali olarak da gerçekleştiğine dikkat çekmek gerekir. Bu durumlarda ihbarda bulunmak, çocuğun korunması ve adli sürecin başlaması adına büyük önem taşımaktadır. Mevzuatımızda bazı durumlarda çocuklara karşı işlenen suçların aileleri tarafından gerçekleştirilmesi halinde ceza artırımı öngörülmüşse de bu koşul adli süreç başladıktan sonra uygulanmaktadır.
Toplumdaki farkındalık artmadığı sürece çocukların maruz bırakıldığı ihlallerin ortadan kaldırılmasına yönelik beklenilen koruma, önlemelerin ve engellemelerin sadece yasal düzenlemeler ile yerine getirilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla toplum farkındalığını artırdıktan sonra önleme mekanizmalarını daha işlevsel hale getirip, özellikle ihmali bulunan kişi ve kurumların da sorumlulukları gözden geçirilmelidir” dedi.

“CEZAİ YAPTIRIMLARA AĞIRLIK VEREREK MÜCADELE ETMENİN KALICI ÇÖZÜM OLMADIĞINI GÖRÜYORUZ”
Hukuksal olarak önleyici mekanizmalara ilişkin düzenlemeler yapılsa da uygulamada eksiklikler olduğu ve yalnızca cezai yaptırım uygulamanın kalıcı bir çözüm olmadığını dile getiren Gemici, “Gerek taraf olduğumuz uluslararası sözleşmeler gerek iç hukuk normlarımız ihlallere yönelik koruyucu, önleyici, destekleyici mekanizmalara ilişkin düzenlemeler barındırsa da ne yazık ki bu mekanizmaların uygulamalarında sıkıntılar yaşanabiliyor. Yaşanılan bu sıkıntılar da mekanizmaların işlevselliğini olumsuz etkilemekle birlikte beklenen faydayı sağlama konusunda zaman zaman yetersiz kalabiliyor.
Özellikle çocuk alanının multidisipliner bir alan olması sebebiyle ihlallerle mücadele ederken farklı disiplinlerin birbiri ile uyum içerisinde çalışmasının, uygulayıcıların farkındalığının yüksek olmasının, sürecin başından sonuna kadar gerekli hassasiyetin kaybedilmemesinin çok önemli olduğunu gözlemliyoruz. Bahsedildiği üzere olumsuz bir olgu ile mücadele ederken yalnızca cezai yaptırımlara ağırlık vererek mücadele etmenin kalıcı ve sistematik bir çözüm olmadığını zaman içinde elde edilen istatistiksel verilerden de açıkça görüyoruz” diye konuştu.

“ÇOCUĞUN İHTİYACINA GÖRE GEREKLİ DESTEĞİ SAĞLAMAK HERKESİN YÜKÜMLÜLÜĞÜDÜR”
Gemici, sosyal destek hizmetlerine de büyük görev düştüğünü ve saha çalışmalarının artırılması gerektiğin ifade ederek, “Yapılacak yargılama ile mağdurda adalet duygusunun tatmini büyük önem taşımakla birlikte mücadele ederken alınan cezai önlemler ile mağdurun iyileşmesini doğrudan bağdaştırmak evrensel hukuk ilkelerine aykırıdır. İki durumu da mevcut normlar çerçevesinde başlı başına değerlendirmek gerekir. Çocuk adalet sistemi için önleyici ve koruyucu mekanizmalar çok önemli olduğu gibi bu sistem zaten önleyici ve onarıcı adalet sistemini benimser. Sisteme dahil olmuş her çocuğun mağdur olduğunu kabul etmek, telafisi mümkün olmayan zararlar meydana gelmeden önce çocuğun ihtiyacına göre gerekli desteği sağlamak çocuğa temas eden herkesin yükümlülüğüdür. Bu kapsamda sosyal destek hizmetlerine de büyük görev düştüğü için birimleri, görevlileri ve saha çalışmaları artırılmalı, kapasiteleri ve diğer kurumlar ile koordineleri güçlendirilmelidir” dedi.

“GEREK KAPASİTELERİ GEREK SAYILARI YETERSİZ KALMAKTADIR”
Çocuk İzlem Merkezlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Gemici, “Çocuk İzlem Merkezleri ilk defa 2012 yılında kurulmuş olup kurulduğu yıldan itibaren faaliyet gösterir ve amaçları arasında ikincil örselenmelere engel olmak da yer alır. Ülkemizdeki birçok ilde faaliyet göstermesine rağmen ne yazık ki gerek kapasiteleri gerek sayıları yetersiz kalmaktadır. Çocuk İzlem Merkezleri ve çocuk dostu mekanizmaların sayısının artırılması elbette çok kıymetlidir.
Ancak çocuk adalet sisteminin birden fazla disiplinden oluştuğunu ve bu disiplinlerin birbirine bağlı zincir halkaları olduğunu düşündüğümüzde Çocuk İzlem Merkezleri’nin sayısı kadar bu merkezlerin ne amaçla kurulduğunun unutulmaması ve merkezde oluşturulan raporların yargılama sürecinde dikkate alınması da bir o kadar kıymetlidir. Bu kapsamda özellikle çocuk alanında görev yapan herkesin, süreci bir dosyadan ibaret görmemesi ve neden yetişkinlerin yargılamasından farklı olduğunu benimsemesi adına gerekli eğitimleri alarak farkındalığını artırması elzemdir”

“YORUM FARKLARI VE BAZI EKSİKLİKLER NEDENİYLE…”
Türkiye’nin uluslararası normlar ile iç hukuk arasında uyumsuzluklar olduğunu ve uygulamada sorun yaşandığını dile getiren Gemici şu ifadeleri kullandı:
“Türkiye gerek taraf olduğu uluslararası normlar gerekse iç hukuk düzenlemeleri ile çocuk koruma stratejisi adına belirli düzenlemeler gerçekleştirmiştir. Elbette bu düzenlemeler ile birlikte olumlu gelişmeler yaşanmaktadır. Ancak yine de ne yazık ki mevcut düzenlemelerin eksik/yetersiz olduğunu ve uygulamada yaşanan sıkıntıları gözlemliyoruz.
Her ne kadar iç hukuk düzenlemelerimiz ile tarafı olduğumuz uluslararası metinler arasında doğrudan ve açıkça bir çelişki bulunmasa da uygulamada, yorum farkları ve bazı eksiklikler nedeniyle uyumsuzluklar veya uygulama sorunları yaşanabiliyor. Dolayısıyla beklenen önleme ve koruma tam anlamıyla gerçekleşemiyor. Bu kapsamda yasal reform gerçekleştirmeden önce öncelikle mevcut sorunları objektif bir biçimde tespit ettikten sonra mevcut düzenlemelerin ne şekilde uygulandığı incelenmelidir. Nitekim gerçekleştirilecek her türlü yasal reform, kusursuz olsa dahi tam anlamıyla uygulanmadıktan sonra beklenen faydayı sağlayamayacaktır”






