TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi tarafından yapılan açıklamada, on binlerce yurttaşın hayatını kaybettiği depremler sonrasında milyonlarca insanın hâlâ nitelikli ve güvenli barınma koşullarına erişemediği belirtildi. “Geçici” olarak tanımlanan konteyner yaşamının kalıcı hale getirildiğine dikkat çekilen açıklamada, barınma hakkının bir sosyal hak olmaktan çıkarıldığı ifade edildi.
Açıklamada, Türkiye’nin önceki depremlerden ders çıkarmayan bir ülke konumunda olduğu vurgulanarak, merkezi ve yerel yönetimlerin afet sonrası müdahalelerinde planlama ilkelerinin göz ardı edildiği kaydedildi. Yaşanan yıkımın, yıllardır sürdürülen yanlış kentleşme politikaları ve denetimsiz yapılaşmanın sonucu olduğu belirtildi.
Deprem sonrası “kentleri bir yılda yeniden inşa etme” vaadiyle yürütülen sürecin şehircilik bilimini dışladığı ifade edilen açıklamada, 126 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile başlatılan uygulamaların 3194 sayılı İmar Kanunu ve ilgili mevzuatı devre dışı bıraktığı dile getirildi. Kentlerin yalnızca zemin ve beton üzerinden ele alınamayacağı, sosyal, kültürel ve ekonomik boyutlarıyla bir bütün olduğu vurgulandı.
Bütüncül planlama yerine rezerv alanlar ve vaziyet planlarıyla ilerlenen parçacıl süreçlerin, Antakya Koruma Amaçlı İmar Planı örneğinde olduğu gibi, inşaatlar başladıktan sonra hukuki zemine oturtulmaya çalışıldığı ifade edildi. Kent merkezlerinin “star mimarlara” parsel parsel dağıtılmasının, tarihi kent dokusunu ve toplumsal belleği yok sayan bir vitrin çalışması olduğu belirtildi.
Açıklamada ayrıca, Bakanlık tarafından yürütülen “Yerinde Dönüşüm” sürecinin depremzedelerin ekonomik ve psikolojik gerçekliğini dikkate almadığı, ruhsat süreçlerinin birçok bölgede başlatılamadığı ve yurttaşların kendi kaderleriyle baş başa bırakıldığı ifade edildi.
2018 yılında hayata geçirilen “İmar Barışı” uygulamasının bugün yaşanan yıkımın başlıca nedenlerinden biri olduğu vurgulanan açıklamada, imar aflarının can güvenliğini hiçe saydığı belirtilerek bu tür düzenlemelerin anayasal düzeyde tamamen yasaklanması gerektiği savunuldu.
Depremin ardından geçen üç yılda adalet mekanizmasının işletilmediğine dikkat çekilen açıklamada; kamu görevlilerinin soruşturulmasına izin verilmemesi, delillerin karartılması ve “11. Yargı Paketi” ile deprem suçlarına örtülü af getirildiği yönündeki tartışmalar eleştirildi. Açıklamada, sorumluların yargılanmadığı bir düzende güvenli kentler inşa etmenin mümkün olmadığı vurgulandı.
TMMOB Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi, afetlere dirençli kentlerin ancak kamusal sorumluluğun, bilimin ve demokratik planlama süreçlerinin esas alındığı bir anlayışla mümkün olabileceğini belirterek, bütüncül planlama sürecinin derhal başlatılması çağrısında bulundu.







