İzmir Körfezi’nde balık ölümleri görülmesinin ardından yeniden gündeme gelen körfez kirliliği ve kötü koku sorunu devam ediyor.
Son olarak, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Su Ürünleri Dekanı Prof. Dr. Tevfik Tansel Tanrıkul, körfezle ilgili değerlendirmelerde bulundu. Tanrıkul, “Uzun süredir körfezde suyun kimyasal ve fiziksel kalitesinden dolayı riskli bir yaşam devam ettiren balıklara en sıcak günler darbeyi vurdu ve balıklar ölmeye başladı" ifadelerini kullandı.
“OKSİJEN SEVİYESİ BİRAZ ARTTI”
Su sıcaklığının sadece 0,5 santigrat artışının, zaten kirlilik ve hava sıcaklığından sersemleyen balıkların yaşamasına imkan tanımadığını belirten Tanrıkul, şunları kaydetti:
“Hava sıcaklıklarının düşmeye başlamasına bağlı olarak sudaki oksijen seviyesi biraz arttı. Balık ölümleri de buna bağlı olarak kesilmeye başladı. Körfezde hala daha önce ölen balıklar kıyaya vurabiliyor veya sersem balıklar görülebiliyor. Bu sersem balıkların görülmesi artık balıkların ölmediğinin göstergesidir. Sersemleyen balıkların dayanamayan bir kısmı ölse dahi artık geriye kalan toparlayacak ve yaklaşık 10-15 gün sonra balık ölümü olmayacak.”
“SAĞLIK SORUNU OLUŞTURABİLİR”
Körfez’deki balık ölümlerinden dolayı ortaya çıkan koku sorununa da değinen Tanrıkul, açıklamasına şu ifadelerle devam etti:
“Bu ölü balıklar da yine zaman zaman kıyaya vuracaktır. İzmir Körfezi cep şeklinde olan bir iç körfez. Orta körfezde de problemler var ancak iç körfez kadar mühim değil. Kirlilik yaratan tüm etmenlerin neredeyse hepsi iç körfeze dökülüyor. Ancak iç körfezde atıkların temizleneceği kadar bir akıntı söz konusu değil. Ayrıca suyun dibinde büyük miktarda çamur var ve bu da körfezin derinliğini etkiliyor, sığ bir deniz ortaya çıkıyor. Dolayısıyla bu akıntının olmaması, atık ve kirliliğin iç körfeze sürekli akması ve arıtma tesislerinin bu kadar fazla miktardaki kirleticiye karşı kapasitesinin yetmemesi, bazı derelerin kaçak noktalarındaki kirliliğin denize ulaşması körfezin sürekli kirlenmesine neden oluyor. Su kirliliğini ise kimyasal ve biyolojik kirlilik olarak ikiye ayırıyoruz. Bizim duyduğumuz koku ölü balıklardan veya sudaki azota bağlı olarak üreyen mikroorganizmalardan kaynaklanan ağır koku. Özellikle körfezdeki çamurda fazla miktarda bakteriyel ve kimyasal yük bulunuyor. Buna bağlı olarak oluşan fermantasyon sonucu çıkan gaz denizden atmosfere doğru sızıntı yapıyor. Bundan dolayı insanı rahatsız eden, ileride sağlık sorunu oluşturabilecek bir niteliğe de kavuşacak bir kokuya neden oluyor.”
“DOĞANIN KENDİ KENDİNE ÇALIŞMASINI SAĞLAMAMIZ GEREKİYOR”
Tanrıkul, yalnızca ekosistem olarak değerlendirme yapmanın problemi yok etmeyeceğini belirtti ve şöyle konuştu:
“Öncelikle yerel yönetimler ve devletin birimleri ilgili kanunlarla atık suların düzenlenmesi gerekiyor. Derelerle ilgili çalışmalar yapılıyor ancak bunun haricinde arıtma tesislerinin kapasitelerinin arttırılması gerekiyor. Bir arıtma tesisi yerine İzmir Körfezi'nin değişik bölgelerine birden fazla arıtma tesislerinin yapılması gerektiği düşüncesindeyim. Bu kirlilik unsurlarının denize salınımını azaltmadan körfezin toparlaması mümkün değil. Körfezde bu kirliliği yok edecek kadar su akıntısı yok. Bu nedenle dış körfezden veyahut temiz deniz suyunun körfeze basılması, oradan beslenmesi körfezin daha çok toparlanması için katkı sağlayabilir. Bunlar sağlandıktan sonra yurt dışında birçok bölgede kullanılan yöntem olan ve körfezi filtreleyen istiridye gibi canlıların yerleştirilmesi ve uzun süre kesilmeden devam ettirilmesi ekosistemi toplayacaktır. Eğer körfezin dibindeki çamur bir nebze azalırsa ya da su kriterleri biraz düzelebilirse dış orta körfezde deniz çayırları gelişimleri yeniden canlanır ve bunların da ekosisteme hem oksijen anlamında hem yaşam anlamında olumlu etkilerini görebiliriz. Sonuçta sadece mühendislik tedbirleriyle bu işin altından kalkabilmek de mümkün değil. Bizim doğayı toparlayıp, doğanın kendi kendine çalışmasını sağlamamız gerekiyor."







