Meral Akşener: Tarım bakanı da TikTok'tan istifa etsin

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında konuştu.

Meral Akşener: Tarım bakanı da TikTok'tan istifa etsin
11 Kasım 2020 - 12:02

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında konuştu.

Akşener'in konuşmasından satır başları şöyle:
Dün; Tarih bilenlerin, kadir-kıymet bilenlerin, 82 yıllık hasretinin yıldönümüydü.

Büyük Türk Milleti, cennet vatanımızda, alnımızın değdiği toprağın her köşesini, milletine seccade yapan, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve istiklal kahramanlarını, çok sevdi.

Kalpleri olup hissetmeyenler, Gözleri olup görmeyenler, kulakları olup işitmeyenler, anlamasa da, Türk Milleti, büyük kahramanına, sevgisinden, vefasından asla vazgeçmedi.

İşte o yüzden; O’nun aziz hatırası, her 10 Kasım’da, vatanın her köşesinden, saat 9’u 5 geçe yeniden doğuyor.

Gururla izliyoruz, minnetle anıyoruz. Mavi Gözlü Bozkurtumuzun ve silah arkadaşlarının ruhları şad, mekanları Cennet olsun.

"KARABAĞ AZERBAYCAN'DIR"

Dünyanın diken üstünde olduğu bugünlerde, Türk’ün, makus talihini adım adım yendiği, bir büyük destanı yakından takip ediyoruz.

Azerbaycan Türk Ordusu, işgal altındaki vatan topraklarında, ay-yıldızı dalgalandırmaya devam ediyor.

Şuşa’dan gelen müjdenin, hemen ardından imzalanan anlaşma, mukaddes bir hakkın teslimidir.

28 yıldır, bıkmadan usanmadan haykırdığımız gibi: Karabağ Azerbaycan’dır!

“Sinesi Vatan diyenin, özü yara bağlamış, Hocalı, Laçin, Şuşa, yadlar kara bağlamış,

Kür çayında gözyaşı var, Aras kara bağlamış,

Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya’ya ar olsun,

Çalkalansın Karadeniz, Tanrı Türk’e yar olsun!”

Kafkaslardan esip gelen yeller, bizim yelimiz,

Kırgız-Kazak-Özbek-Azer, diller bizim dilimiz,

Musul-Kerkük, Can Karabağ, eller bizim elimiz,

Haykır Sefaiyem haykır, Turan Eller var olsun,

Çalkalansın Karadeniz, Tanrı Türk’e yar olsun!”

Sırada Hankendi var. Sırada, 28 yıllık yürek yaramız, Hocalı var. Allah bize, o günleri de göstersin inşallah. Gandi’nin çok sevdiğim bir sözü var. Kendisini tutuklayan İngiliz komutana, İstiklal Harbimizi örnek verip, diyor ki; “Zulümle, öldürmekle iş bitmiyor. İşte Türkler, cenazeleri için hazırlanan tabutları, sahiplerinin başlarına geçirdiler."

Bu gerçek, bugün de Azerbaycan’da hayat buluyor. Allah kardeşlerimizi muzaffer eylesin. Ve tüm dünya bilsin ki; Yumruğumuzu sıktık, nefesimizi tuttuk, yüreklerimiz, kardeşimizle birlikte atıyor! Bir kez daha hep birlikte haykırıyoruz:

Karabağ Azerbaycan’dır! 

Biliyorsunuz, geçtiğimiz hafta, Amerika Birleşik Devletleri’nde Başkanlık seçimi vardı. Bu noktadan sonra, bölgesel ve global etkilerinin yanında, bizim için önemli olan, ABD’nin Türkiye ile ilişkileri, ve Türkiye’nin milli çıkarlarıyla ilgili nasıl bir duruş sergileyeceğidir. Amerika elbette dünya üzerindeki hakim güçlerden biri.

Ancak, bizim için önemli olan, Amerikan başkanının Türk siyasetine nasıl baktığı değil, Türkiye’nin milli çıkarlarının, nasıl korunup kollanacağıdır. Bu açıdan baktığımızda, Trump dönemi, hiç de iyi bir dönem değildi. Biden farklı mı olacak, onu zaman gösterecek. Artık yeni bir döneme girdik.

Trump döneminde “Ahbap-çavuş” boyutuna indirgenen ilişkilerin, yeniden devletlerarası bir kimlik kazanmasını umuyoruz. Diplomasi, kişisel ahbaplıklar üzerinden değil, liyakatli kadrolar üzerinden ve akıllıca yürütülmelidir. Türkiye’nin ciddi ve güçlü bir diplomasi geleneği var. Bu gücün ve ciddiyetin, yeniden devreye alınmasını bekliyoruz.

Devlet yönetmek ciddi bir iştir. Devlete baş olanlar, işlerini de, makamlarını da ciddiye almalıdır. Bu bir mecburiyettir. Ancak Türkiye, maalesef uzun yıllardır, bu ciddiyetten yoksun yönetiliyor. Son örneklerinden birini, İzmir depreminin ardından yaşadık. Binaları denetlemekle, vatandaşının can ve mal güvenliğinin, takipçisi olmakla sorumlu olan iktidarın, yeni sorumsuzluklarına şahit olduk.

İzmir’de, hükümete bağlı kurumlarla, yerel yönetimlere bağlı kurumların, uyumlu çalışmasından rahatsız olmuş olacaklar ki, yine gereksiz tartışmaların, gereksiz kavgaların peşine düştüler.

Vatandaşlarımızın canı yanmış, sevdiklerini kaybetmişler, devletimizin kendilerine el uzatmasını bekliyorlar. Bir de bakıyoruz, abuk sabuk, devlet ciddiyetine yakışmayan açıklamalar geliyor… Küçük ortak çıktı, “Keşke o evlerde oturmasalardı.” dedi. Büyük ortak çıktı, “Vatandaşlarımız da, keşke üzerine biraz daha koyup binalarını güçlendirselerdi.” dedi. Neredeyse kaybettiğimiz canlarımızı suçlayacaklardı ki, çok şükür ona yüzleri tutmadı… Buradan iktidara sesleniyorum;

O binaları denetlemek sizin göreviniz. Varsa, eksikleri gidermek için, vatandaşa omuz vermek, sizin göreviniz. Bunları yapmadığınız gibi, kalkıp bir de vatandaşı suçlar gibi, laflar ediyorsunuz. Ayıptır.

Sayın Erdoğan’ın önerisi evlere şenlik:

Neymiş;

Vatandaş, sağlam olmayan binadaki evinin üzerine, biraz daha para koyacakmış, binasını sağlam hale getirecekmiş. İşte size, vatandaşının gerçeğinden, tamamen kopmuş bir yönetim anlayışının dışa vurumu…

Sayın Erdoğan; Vatandaşa akıl verme, destek ver. Devlet, “Üzerine biraz daha koyup yenisini yapsalardı.” demez. Devlet, “Ben vatandaşımın yanındayım, gelin birlikte yapalım der.” Devlet, kendi işini, zor durumdaki vatandaşına yıkmaz. Devlet, vatandaşının sırtındaki yükü alır. 

Devlet, zor günler için topladığı deprem vergilerini saçıp savurmaz. Devlet, sözünü tutar, topladığı 35 milyar doları, milletinin evlerinde sağ salim oturması için harcar.

Türk Devlet geleneğine yakışan budur. O beş müteahhitinizin yapı stoğunu eritmek için, kamu bankaları üzerinden, sudan ucuz krediler verdiniz. Gelin, vatandaşlarımıza da aynı imkanı tanıyın. Akıl vereceğinize, gelin, sıfır faizli, uzun vadeli kredi verin, vatandaşımız yarasını daha hızlı sarsın.

Evi hasarlı olan yenisine, az hasarlı olan, daha sağlamına kavuşsun. Bunu, yaklaşmakta olan büyük İstanbul depremi için de, bir an önce yapın. Kentsel dönüşümü, müteahhitlerinizi zengin etmek için bir fırsat olarak değil, vatandaşın can ve mal güvenliğini, sağlama almak için bir fırsat olarak kullanın.

Birçok binanın kontrolleri yapıldı. Deprem simülasyonları yapıldı. Şimdi devleti yönetenlere düşen, bir an önce kolları sıvamaktır. Beş müteahhidiniz biraz beklesin, uygun kredileri biraz da bu işe kullanın. Bir yanda; Geçilmeyen köprüler, uçulmayan havalimanları, gidilmeyen yollar için, o beş müteahhidinize, bir kalemde 117 milyar lira garanti parası ödeyeceksiniz; Diğer tarafta; Vatandaşa gelince; “Üzerine koyup binanı güçlendirseydin” diyeceksiniz… 

Biliyorsunuz damat bakan gitti kendisine acil şifalar diliyoruz. Kendisinin gelişi de gidişi de bu ciddiyetsiz yönetim anlayışının devletimizin düşürüldüğü durumun ibretlik bir vesikasıdır. Eski damat bakanın istifa sürecinde sayın Erdoğan'ın internet ve sosyal medya yasaklarında neden bu kadar ısrara ettiğini daha iyi anladım. Damadı Instagram üzerinden istifa etti. Partili cumhurbaşkanlığı sisteminde artık her bakan kendine göre bir sosyal medya mecrası seçip oradan istifa ediyor.

Önümüzdeki süreçte kabinenin bir diğer ultra başarılı üyesinin yani Tarım Bakanı'nın da TİKTOK'ta yapacağı bir düetle istifa etmesini bekliyoruz. Böyle bir ciddiyetsizlik olabilir mi! 18 yılda hiç mi devlet adabı öğrenmediniz!"

Haydi ülkeyi düşürdüğünüz durumdan utanmıyorsunuz, bari 5000 yıllık Türk Devlet geleneğimizden utanın. Bari atalarımızın şanlı mirasından utanın. Ayıptır, ayıp.

Milletin hazinesinin bunca zamandır teslim edildiği, bu ciddiyetsizliğin, bu beceriksizliğin açtığı yaraların, süratle tamir edilmesi gerekiyor. İlk günden beri uyardık. “Damadına her ay yeni paket açıklatma. Damadı paketle, Türkiye nefes alsın.” dedik. Nitekim, Eski Damat Bakan, Sayın Albayrak, istifa metninde, “Allah sonumuzu hayreylesin.” diyor. El hak doğru. Geç de olsa, memleketin gerçekleriyle yüzleşmiş olmasını, böyle bir öz eleştiri yapmasını olumlu karşılıyoruz.

Bunları biz söyleyince inanmayan, Sayın Erdoğan’dan da, bu özeleştiri doğrultusunda, geç kalınmış adımları atmasını bekliyoruz. Bu vesileyle, iktidar medyasının hakkını da teslim etmeden geçmeyeyim.

Tüm havuz medyasını, Sayın Albayrak’ın istifa sürecinde gösterdikleri üstün gazetecilik başarısından dolayı tebrik ediyorum.

Biz medyanın saraya bağlı olduğunu biliyorduk ama, bu gerçeği, milletin huzurunda, olabilecek en rezil şekilde itiraf etmelerini, doğrusu beklemiyorduk. Türkiye’nin Hazine ve Maliye Bakanı istifa etmiş. Dünya basını, Avrupa basını, olanı biteni manşetten veriyor. Yabancı ekonomi kanalları, flaş haber olarak alt yazı geçiyor. Amerikan basını bile, başkanlık seçimini bırakıp, son dakika gelişmesi olarak Türkiye’ye bağlanıyor. Ancak saray medyasında tek bir haber dahi yok…

Medyanın görevi, Türk milletine haber vermektir. Elbette, medya kanalları arasında görüş farklılığı olur. Ama ayyuka çıkmış bir haberi gizlemek olmaz. Gazetecilik mesleğine, bu kadar mı sırtınızı döndünüz? Türk milletinin haber alma özgürlüğüne, bu kadar mı kastettiniz? Yazıklar olsun. 

Türkiye’nin ve Türk Milleti’nin gerçeğiyle, Ak parti iktidarının masalları örtüşmüyor. İste size bir örnek: İstanbul İstatistik Ofisi’ne göre, İstanbulluların yarısı, geçtiğimiz ay, geçinecek kadar para kazanamamış.

Yüzde 40’ı borç almış, yüzde 20’si ise, kredi kartının asgari borcunu bile ödeyememiş. Biz, “Milletimiz geçinemiyor, eve ekmek götüremiyor.” dedikçe kızıyorlar ama, gerçekler ortada. Esnafın hali ortada. Emeklinin durumu ortada. İşsiz gençlerimizin dramı ortada. Çalışanlarımız, emekçilerimiz, ayın sonunu getiremiyor. Yaşadığımız ekonomik krizden, anında ve en çok etkilenen grupların başında, ücretli çalışanlarımız geliyor.

AK Parti’nin muhteşem ekonomi yönetimi sayesinde, Eylül 2020 tarihi itibariyle, kamu ve özel sektör emekçilerimiz; açlık sınırının, 2 bin 447 lira 72 kuruş, yoksulluk sınırının, 7 bin 973 lira 2 kuruş, yaşam maliyetinin ise, 3 bin 2 lira 55 kuruş olduğu bir ekonomide, açlık ile yoksulluk arasında bir yerde yaşamak zorundalar.

Ülkemizde işsizlik almış başını giderken, kamu veya özel sektörde çalışanlar, işlerini kaybetmemek için, şartlara razı gelmeseler de, çalışmaya devam etmek zorundalar. Yaşadıkları derin ekonomik krizin yanında, Sendikalaşmalarının önündeki engellerden, sosyal haklarının çeşitli yöntemlerle kısılmasına kadar; bulundukları görevlerde, adil bir kariyer yolu olmamasından, maaş ve ücretlerindeki ağır vergi yüküne kadar; birçok sorun, kamu ve özel sektör çalışanlarımızı derinden etkiliyor.

Bu yüzden, ne yazık ki çalışanlarımız geleceğe dair umutlarını kaybetmiş durumdalar. Kendilerini güvende hissetmiyorlar. Elbette hissetmezler!

Kendilerini görmeyen, seslerini duymayan, ve dertlerini umursamayan bir iktidarın kurduğu, bu eğri düzende; Emeklerinin karşılığı olan maaşlarının, gün geçtikçe eridiğini gördükçe, nasıl geleceğe umutla baksınlar, nasıl kendilerini güvende hissetsinler?… Emekçilerimiz her geçen gün daha da fakirleşirken, nasıl oturup keyif çayı içsinler? 

YORUMLAR

  • 0 Yorum