ÖMER FARUK ALTIN/EGE’YE BAKIŞ – İzmir Büyükşehir Belediyesi (İzBB), İzmir Ticaret Odası (İZTO), İzmir Ticaret Borsası (İTB) ve Ulusal Tarım Gıda Birliği’nin ortak olarak düzenlediği Dünya Kooperatifçilik Günü kapsamında düzenlediği İzmir Kooperatifçilik Buluşmaları, İzmir Ticaret Odası’nın konferans salonunda gerçekleşti.Toplantıya, İzBB Başkanı Cemil Tugay, İTB Başkan Yardımcısı Erkan Korkmaz, İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener’in yanı sıra oda başkanları, kooperatif başkanları da katılım gösterdi.“GELİŞMİŞ ÜLKELERİN ORTALAMALARINDAN OLDUKÇA UZAĞIZ”Programın açılış konuşmalarının yapıldığı bölümde konuşan İTB Başkan Yardımcısı Erkan Korkmaz, kooperatifçilikte tarımın önemli olduğunu vurgulayarak Avrupa Birliği’nin gerisinde olunmasına rağmen Türkiye’nin potansiyelinin yüksek olduğunu dile getirdi.Korkmaz şu ifadeleri kullandı:“Kooperatifçilik felsefesinin temelinde tarım vardır. Çünkü tarımsal üretimin doğal yapısında imece usulü dediğimiz bir geleneğimiz olan birlikte hareket etme felsefesi vardır. Tarımda kooperatifçiliğin, sanayi devrimi sonrası değişen ekonomik düzenin küçük üreticiler üzerinde yarattığı ağır baskılara karşı bir “hayatta kalma refleksi” olarak ortaya çıktığını hatırlayalım.O günlerden bugüne neredeyse 200 yıl geçmiş olsa da görüyoruz ki tablo aynı. Tarım işletmelerinin büyük çoğunluğu hala küçük ölçekli. İşletmelerin yüzde 81’i, 100 dekarın altında faaliyet gösteriyor. Avrupa Birliği ve diğer gelişmiş ülkelerin ortalamalarından oldukça uzağız. Ancak, yine de potansiyelimizin yüksek olduğunu bilmeliyiz. Güçlü olduğumuz alanlar var. Ülkemizde 84 binin üzerinde kooperatif faaliyet gösterirken, bunların sadece yüzde 15’i tarım kökenli kooperatiflerdir. Ancak, dikkatinizi çekmek isterim ki 8 milyonun üstünde olan toplam ortak sayısının yarısı tarımsal kooperatiflere üyedir. İşte bu nedende tarımsal kooperatifçilik tarafında potansiyelimiz yüksek”“TARIM SEKTÖRÜNÜN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİNİN ÖZEL ÖNEM TAŞIDIĞINI DÜŞÜNÜYORUZ”Korkmaz’ın ardından konuşma yapan İZTO Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener, kooperatifçiliğin üreticilerin örgütlenmesinde ve kaynakların etkin ve verimli kullanılmasını sağladığını dile getirdi.Özgener, “Katılımcı ve adil bir kalkınma modelini temsil eden kooperatifler, dünya genelinde milyonlarca insanın yaşamına dokunuyor. Özellikle tarım, gıda ve hayvancılık sektöründe, ortak hareket etme kültürünü güçlendiriyor, yerelden ulusala genişlemenin en önemli unsurlarından birini temsil ediyorlar. Kooperatifler; üretimin her aşamasında markalaşmayı mümkün kılan, nitelikli ve sürdürülebilir tedarik zincirleri oluşturan yapılar. Küçük üreticinin pazarlık gücünü artırırken, tüketicinin de sağlıklı, izlenebilir ve güvenilir ürüne erişimini sağlıyorlar. Bugün kentimizde, Tarım ve Orman Bakanlığımıza bağlı olarak faaliyet gösteren 163 Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, 81 Sulama Kooperatifi ve 45 Su Ürünleri Kooperatifi olmak üzere, toplam 289 tarımsal amaçlı kooperatif bulunuyor. Bu tablo, İzmir’de birlikte üretim kültürü ve ortak akla dayalı çalışma geleneğinin oldukça güçlü olduğunu ortaya koyuyor” dedi.Özgener konuşmasını şu şekilde noktaladı:“Yürüttüğümüz çalışmalar kapsamında aynı zamanda, tarım sektörünün sürdürülebilirliğinin ve yapısal ihtiyaçlarının özel önem taşıdığını düşünüyoruz. Bu bağlamda; kooperatifler aracılığıyla üreticilerin örgütlenmesinin, kaynakların etkin ve verimli kullanılmasını mümkün kıldığını görüyoruz. Tohumdan çatala kadar tüm üretim zincirinin izlenebildiği, üreticilerimizin emeğinin karşılığını aldığı planlı bir tarımsal üretim modelinin benimsenmesinin yararlı olacağı kanaatindeyiz. Bu yaklaşımın sahada karşılık bulabilmesi ve kalıcı sonuçlar üretebilmesi için üretim süreçlerinin çağın gerektirdiği yöntemlerle desteklenmesi gerekiyor. Bu doğrultuda, tarımda üretim süreçlerine teknolojik yeniliklerin dâhil edilmesi ve üreticilerin örgütlenmesiyle sürdürülebilir büyümenin sağlanabileceği kanaatindeyiz”Özgener’in ardından konuşma yapan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, su ve tarım kooperatiflerinin önemine vurgu yaparak, “İzmir’de 300’e yakın tarımsal kalkınma, sulama, su, süt ve hayvancılık kooperatifi var. Bunların gerçekten Türkiye’ye örnek gösterilecek başarıları bulunuyor. Bu nedenle biz kooperatiflerimize destek oluyoruz. Şehrimizin, ülkemizin ve hatta dünyanın; özellikle tarım, gıda ve sürdürülebilir yaşam için ihtiyaç duyulan konularda ciddi sıkıntıları var. Bir dizi problem yaşıyoruz. Bunların en önemlisi ve herkesin bildiği konu kuraklık. Yağışların yetersizliği ve temiz su rezervlerinin kademe kademe azalması şu anda bizim için öncelikli bir mesele.Su, hem tüketim açısından hem tarım, hayvancılık ve sanayide kullanım açısından kritik bir konu. Artık bu alan plansız yürütülemez. Bu nedenle su rezervlerini daha verimli kullanmak, kullanılan suyun tekrar kullanılması için gerekli altyapıyı kurmak adına çalışmalar yapıyoruz. Bu konular hükümet tarafında da ele alınıyor. Biz de ilgili bakanlıklarla uyum içinde çalışmaktan yanayız” dedi.“NEYİN ÖNCELİKLİ OLDUĞUNU BELİRLEMEMİZ GEREKİYOR”Yaşanan su krizine yönelik konuşan ve suyun kullanımında önceliklerin belirlenmesi gerektiğini dile getiren Tugayi, “Bana söylenene göre 2025 yılı en kurak yıl. İzmir’de ve genel olarak şehirlerde baktığımızda, insanların günlük su tüketimi kişi başına iki katına çıkmış durumda. Bugün suya nerelerde ihtiyaç duyulduğuna baktığımızda; yüzde 70–75 tarımda, yüzde 18–20 civarı sanayide, kalan kısım ise şehirlerde bireysel kullanımda.Böyle bir tabloda neyin öncelikli olduğunu belirlememiz, nerelerde yeterli planlamamız olmadığını ölçmemiz ve buna göre ilerlememiz gerekiyor. Tarımda suyun kullanımıyla ilgili ciddi hatalar olduğu çok açık. Ürün seçiminde katma değeri yüksek ve daha az suyla üretilebilecek ürünlere yönelmemiz şart.Şehrimizde büyükbaş hayvancılık da yapılıyor ve bu faaliyet ciddi miktarda su tüketimine yol açıyor. Bununla bağlantılı olarak yıllardır söylenen ancak istenen adımların atılmadığı bir konu da silaj ekimi. Bunun da mutlaka yeniden değerlendirilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.“HEDEFİMİZ SUYUN YÜZDE 40’INI KULLANILABİLİR HALE GETİRMEK”Su krizine yönelik yürüttükleri çalışmalara değinen Tugay, “Önümüzdeki günlerde arıtma sularının ve gri su dediğimiz; lavabolardan ve duşlardan gelen suların yeniden kullanımı için yoğun çalışmalar yürütüyoruz. Bununla ilgili bir departman oluşturduk, mevzuatı inceledik. Tarımsal sulamaya ve peyzaj alanlarının sulanmasına bu şekilde destek olabileceğimizi biliyoruz. Hedefimiz, kullandığımız suyun en az yüzde 40’ını yeniden kullanılabilir hâle getirmek.İzmir’in yer altı su kaynaklarıyla ilgili olarak görünen o ki, yeterli kaynak yok. Yapılmış çalışmalar var ancak ihtiyacı karşılıyor gibi görünmüyor. Bu, yer altından su çektiğimiz anlamına geliyor. Ruhsatlı ve ruhsatsız çok sayıda kuyu bu suları kullanıyor. Ancak bu sonsuz bir kaynak değil. En azından hangi rezervi ne kadar tükettiğimizi bilmemiz gerekiyor.Bu nedenle en kısa sürede eksikleri tamamlamak üzere su rezervi haritalarının yapılması için çalışacağız. DSİ’den alınan verilere göre İzmir’de yer altından su çeken yaklaşık 94 bin ruhsatlı kuyu var. Ancak bunun yaklaşık dört katı kadar da kaçak kuyu bulunuyor. Bu, hepimizin yüzleşmesi gereken bir gerçek.DSİ, kaçak kuyularla ilgili yaptırım konusunda yetkili. Ancak sosyal boyutuyla da bu kuyuları kullanan yurttaşlarımızın mağdur olacağı düşüncesiyle çekinceler yaşanıyor.Oysa bu durum, başta çiftçiler olmak üzere hepimizi çok daha kötü noktalara sürükleyecek. Kaçak kuyulara göz yumulmaması gerekiyor. Binlerce kaçak kuyudan söz ediyoruz; bu kadar başıboş bir durum kabul edilemez” diye konuştu.“ANALİZLERİ AZAMİ SEVİYEYE ÇIKARACAĞIZ”Konuşmasının devamında Toprak kirliliğine değinen Tugay, “Toprağın kirlenmesi ve kalitesini kaybetmesi de ayrı bir sorun. Ne yazık ki bu konuda da planlı davranmadığımız görülüyor. Sulamayla gelen sular nedeniyle topraklar bir ölçüde toksik maddelerle kirlenmiş durumda. İzmir Büyükşehir Belediyesi, isteyen herkese toprak analizi yapıyor.Havzalarda toprakların kalitesi ve kirliliğiyle ilgili önemli veriler mevcut. Bu analizleri azami seviyeye çıkaracağız.Ancak neyle karşı karşıya olduğumuzu da biliyoruz. Sulamadan ürün seçimine, toprağın doğru materyallerle beslenmesine kadar geniş kapsamlı çalışmalar yapmamız gerekiyor. Bu da kooperatiflerle birlikte ele almak istediğimiz çok önemli bir konu.Tarım yapılan alanlarda sürekli bir insan gücü kaybı yaşanıyor. Bugün tarımla uğraşanların yaş ortalamasının 55 olduğu söyleniyor. Gençler tarım yapmak istemiyor. Bunun en önemli nedenlerinden biri, kırsal bölgelerin sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan yeterince desteklenmemesi” dedi.“BU KADERİ DEĞİŞTİRMEMİZ GEREKİYOR”Tugay, konuşmasında şehir merkezlerinde yoğun ve plansız bir yerleşimin olduğunu ifade eden Tugay, “Geçtiğimiz günlerde Beydağ’da bir köydeydik. Oradaki bir yurttaşımız, “Çocuklarımızı burada tutamıyoruz, şehre gidip asgari ücretli bir işte çalışmayı tercih ediyorlar,” dedi. Bu kaderi değiştirmemiz gerekiyor.plansız yerleşim bir yandan sağlıksız, diğer yandan da doğal yapıyı bozuyor. Genelde ‘insanın olduğu yerde bozulma olur’ denir ama ben tersini düşünüyorum: İnsanın olduğu yerde koruma da mümkündür. Sahip olduğumuz bölgeleri daha yaşanır hâle getirip insanların oralarda yaşamalarını sağlamalıyız.
Bu amaçla ilgili bir daire başkanlığı kurduk. Belki pilot bölgelerle, belki daha geniş ölçekli kararlarla bu süreci hep birlikte yürütmemiz gerekiyor. Dünyanın birçok yerinde köyler ve kırsal bölgeler, insanların yaşamak istediği alanlar hâline geldi. Biz de bu kaderi değiştirmeliyiz” dedi.Tugay konuşmasını şu ifadelerle noktaladı:“İklim krizinin getirdiği bir başka sorun da tarımsal üretimi etkileyen yeni hastalıklar, böcekler ve mantarlar. Kahverengi kokarca böceği Karadeniz’de fındık üretimini ciddi şekilde etkiledi. İzmir için de risk oluşturduğu söyleniyor. Bu ve benzeri tehditlerin artacağını öngörmemiz gerekiyor.Sorun başımıza geldikten sonra değil, öncesinde görüp önlem almak en doğru yaklaşım. Sadece üretimde değil, tüketimde de bir tür kooperatifleşme anlayışını savunuyorum. Kooperatifçiliği demode görenler var ama hem üreticinin hem tüketicinin hakkını koruyacak en önemli yapı kooperatiflerdir.İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak, eski Tansaş’ın bugünkü versiyonu olan İZMAR’ları bu nedenle açmaya başladık. Bu yıl sonuna kadar 20 marketimiz olacak. Bulundukları bölgelerde ciddi bir talebi karşılıyorlar. Tarım Kredi Kooperatifleri marketleriyle karşılaştırıldığında, daha uygun fiyatlarla satış yapıldığı da görülüyor.Biz belediye olarak marketçilik yapmak ya da buradan kâr elde etmek istemiyoruz. Ancak şu bir gerçek: Tüccar alışverişe gittiğinde, kendisiyle rekabet eden bir yapı olup olmadığını görüyor. Rekabet yoksa piyasayı istediği gibi yönlendiriyor.Önümüzdeki yılların bu sorunlar açısından bizi daha iyi bir noktaya götürmeyeceği açık. Ya hep birlikte sahip çıkacağız ya da önümüzdeki dönemde her türlü sorun ve felaketle yüzleşeceğiz. Bu nedenle kooperatifçiliğin daha güçlü bir destekçisi olacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum”
Bu amaçla ilgili bir daire başkanlığı kurduk. Belki pilot bölgelerle, belki daha geniş ölçekli kararlarla bu süreci hep birlikte yürütmemiz gerekiyor. Dünyanın birçok yerinde köyler ve kırsal bölgeler, insanların yaşamak istediği alanlar hâline geldi. Biz de bu kaderi değiştirmeliyiz” dedi.Tugay konuşmasını şu ifadelerle noktaladı:“İklim krizinin getirdiği bir başka sorun da tarımsal üretimi etkileyen yeni hastalıklar, böcekler ve mantarlar. Kahverengi kokarca böceği Karadeniz’de fındık üretimini ciddi şekilde etkiledi. İzmir için de risk oluşturduğu söyleniyor. Bu ve benzeri tehditlerin artacağını öngörmemiz gerekiyor.Sorun başımıza geldikten sonra değil, öncesinde görüp önlem almak en doğru yaklaşım. Sadece üretimde değil, tüketimde de bir tür kooperatifleşme anlayışını savunuyorum. Kooperatifçiliği demode görenler var ama hem üreticinin hem tüketicinin hakkını koruyacak en önemli yapı kooperatiflerdir.İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak, eski Tansaş’ın bugünkü versiyonu olan İZMAR’ları bu nedenle açmaya başladık. Bu yıl sonuna kadar 20 marketimiz olacak. Bulundukları bölgelerde ciddi bir talebi karşılıyorlar. Tarım Kredi Kooperatifleri marketleriyle karşılaştırıldığında, daha uygun fiyatlarla satış yapıldığı da görülüyor.Biz belediye olarak marketçilik yapmak ya da buradan kâr elde etmek istemiyoruz. Ancak şu bir gerçek: Tüccar alışverişe gittiğinde, kendisiyle rekabet eden bir yapı olup olmadığını görüyor. Rekabet yoksa piyasayı istediği gibi yönlendiriyor.Önümüzdeki yılların bu sorunlar açısından bizi daha iyi bir noktaya götürmeyeceği açık. Ya hep birlikte sahip çıkacağız ya da önümüzdeki dönemde her türlü sorun ve felaketle yüzleşeceğiz. Bu nedenle kooperatifçiliğin daha güçlü bir destekçisi olacağımızı bir kez daha vurgulamak istiyorum”








