İzmir’in yıllardır atıl durumda olan ve kamuoyunda da Basmane Çukuru olarak adlandırılan bölgede geçtiğimiz günlerde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin “iyi niyet protokolü” diye adlandırdığı protokol kentte tartışmalarla gündeme gelmişti.Konuya tepki göstermek amacıyla İzmir Barosu öncülüğünde düzenlenen basın açıklamasına; Kültürpark Platformu, İzmir Yaşam Alanları ile DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın katılım gösterdi.Yapılan basın açıklamasında, Basmane Çukuru'nun atıl bir alan değil, kentin merkezinde, tarihsel, sosyal ve kamusal niteliği son derece yüksek bir kent alanı olarak tanımlanan açıklamada, "İzmir halkının ortak mülkiyetidir. Dolayısıyla Basmane Çukuru’na ilişkin her tasarruf, yalnızca idari bir karar değil; kent hakkını, kamu yararını ve hukuk devletini doğrudan ilgilendiren bir meseledir." ifadelerine yer verildi.Son dönemde yaşanan protokol ve uygulamaların şeffaflıktan uzak bir şekilde yürütüldüğü dile getirilen açıklamada, bu durumun kabul edilemeyeceği belirtilerek, "İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu kentte yaşayan milyonlarca yurttaşın iradesini ve ortak çıkarlarını temsil etmektedir. Belediyenin sahip olduğu yetki, halkın olanı keyfi uygulamalarla belirli kişi ya da grupların tasarrufuna bırakacak şekilde kullanılamaz.Sürecin başlangıcında İzmir Büyükşehir Belediyesi ile EGS ve Güçbirliği Grubu arasında imzalanan kat karşılığı sözleşmeye göre kamuya ait olan mülkün yalnızca yüzde 11’i belediyede kalmış, kalan yüzde 89’u ise 1999 yerel seçimlerinin hemen öncesinde, seçimlere yaklaşık bir ay kala ihaleyi alan sermaye grubuna tapularla devredilmiştir. Öyle ki, tapudaki devir işlemine dayanak kabul edilen inşaat projesinin onaylandığı tarihte yürürlükte olan bir uygulama imar planı bulunmamaktadır. İmar planı mevcut değilken ve henüz inşaata başlanmadan tapu devirleri EGS ve Güçbirliği A.Ş.’ye yapılmış, 2000 sonrasında yaşanan krizle birlikte ihaleyi kazanan firmanın hisselerine ise TMSF tarafından el konulmuş ve Basmane Çukuru için yeni bir süreç başlamıştır.Bu noktada özellikle vurgulamak isteriz ki; İzmir Büyükşehir Belediyesine tapuların geri dönmesine ilişkin devam eden hukuki süreçlerden feragat edilmemelidir. Zira bu süreçler yalnızca bir hukuki ihtilafın değil, İzmir halkına ait bir kamu varlığının tescili anlamına gelmektedir" ifadelerine yer verildiAçıklamanın devamında dava sürecine ilişkin şu ifadeler kullanıldı:"EGS ve Güçbirliği’nin Büyükşehir Belediyesine açmış olduğu, akdin feshi nedeniyle tazminat istemine ilişkin davada İzmir Büyükşehir Belediyesi 2022 yılında karşı dava açarak sözleşmenin geriye dönük feshi istemiyle tapuların iptalini talep etmiş ve bu dava dosyasında verilen bilirkişi raporunda EGS ve Güçbirliği A.Ş.’ye verilen taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne iadesi yönünde görüş bildirilmiştir.Gelinen bu noktada EGS ve Güçbirliği A.Ş. tarafından taşınmazda yapılan imalatlara makul bir tazminat ödenerek taşınmazların geri alınması söz konusu olmaktadır. Dava dosyasında verilen bilirkişi raporlarına göre 4–5 milyon dolar civarında tazminat ödenmesi karşılığında 80 milyon dolar değerindeki taşınmazların geri alınması gündeme gelmiştir. Bu davadan ayrı olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi, akdin feshi nedeniyle 8,5 milyon dolar tutarındaki teminat mektubunun nakde çevrilmesi talebinde bulunmuştur.Yargılama sürecinde belediye lehine gelen bilirkişi raporları sonrasında TMSF ile taşınmazların tapularının belediyeye devri konusunda mutabakata varılmış, yalnızca tazminat tutarları konusunda uzlaşma sağlanmaya çalışılmış ancak süreç tamamlanamadan 2023 yerel seçimleri olmuş ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı değişmiştir""BU YAKLAŞIM KAMUSAL ALANIN TİCARİ KULLANIMA AÇILMASI SONUCUNU DOĞURMAKTADIR"Basın açıklamasının sonunda ise şu ifadelere yer verildi:"Bu aşamadayken sormak zorundayız:Hukuki süreç İzmir halkı lehine ilerlerken, bugün ne olmaktadır da belediye, arsanın yüzde 70’ini ranta açılmak üzere TMSF’ye devretmeyi, kalan yüzde 30’u için ise şartlı olarak kültür merkezi yapılmasını kabul etmektedir?Bu yaklaşım, kamu yararının esas alındığı bir planlama anlayışından ziyade, kamusal bir alanın parçalanarak ticari kullanıma açılması sonucunu doğurmaktadır. Oysa yapılması gereken; bu bütünlüğü güçlendirecek, kamusal kullanım öncelikli ve telafisi mümkün olmayacak kayıpları engelleyecek bir yaklaşımı benimsemektir."GÖZARDI EDİLMEMESİ GEREKEN BİR DİĞER HUSUS ALTYAPI ÜZERİNDE YARATACAĞI AĞIR YÜKTÜR"Ayrıca göz ardı edilmemesi gereken bir diğer temel husus da bu alanda öngörülen yoğun yapılaşmanın kentin mevcut altyapısı ve ulaşım sistemi üzerinde yaratacağı ağır yüktür. Basmane ve çevresi, hâlihazırda İzmir’in en yoğun nüfus ve trafik baskısı altında bulunan bölgelerinden biridir. Bu bölgede ticari rant odaklı bir yapılaşmanın hayata geçirilmesi; ulaşım, trafik, otopark, teknik altyapı ve yaşam kalitesi açısından kentin kaldıramayacağı bir yoğunluk yaratacaktır. Kent planlaması yalnızca arsa üzerinden değil, kentin bütününde yaşamın sürdürülebilirliği üzerinden değerlendirilmelidir. İmar düzenlemeleri niyet protokollerinin konusu edilemez.Kamu hakkının, yetki devri ile keyfi biçimde ranta dönüştürülmesinin önüne geçilmesi hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Kamuya ait alanlar müzakere edilebilir bir meta değil; toplumun ortak geleceğidir.İzmir Barosu olarak altını bir kez daha çiziyoruz:Halkın olan, halka ait kalmalıdır. Kamu yararı gözetilmeksizin yapılan her tasarruf yalnızca bugünü değil, İzmir’in geleceğini de ipotek altına almaktadır"
Güncel
Yayınlanma: 09 Şubat 2026 - 14:01
İzmir Barosu'ndan 'Basmane Çukuru için 'kamu yararı' çıkışı!
İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin TMSF ile yapacağı konuşulan ve gündemde tartışmalar yaratan ‘iyi niyet protokolüne’ dair İzmir Barosu açıklamalarda bulundu. Protokolün içinde geçen ‘Basmane Çukuru’ alanının bu şekilde kullanılmamasının gerektiğini ifade edildiği açıklamada, “Halkın olan, halka ait kalmalıdır. Kamu yararı gözetilmeksizin yapılan her tasarruf, yalnızca bugünü değil, İzmir’in geleceğini de ipotek altına almaktadır” şeklinde konuşuldu.
Güncel
09 Şubat 2026 - 14:01
İlginizi Çekebilir






