Kırkpınar, kürsüden yaptığı konuşmada, 2025 yılında İzmir’in tanıklık ettiği o karanlık sabahı şu sözlerle betimledi: “Şehir henüz uykudayken, sabahın beşinde yüzlerce polis, demir bariyerler ve biber gazı... Peki, bu devasa güç kime karşı kullanıldı? Bir terör hücresine mi? Hayır. Geleceğini marangozlukta arayan gence, meslek öğrenen kadına, iş arayan vatandaşa karşı.”
Atatürk’ün İmzası, Halkın Alın Teri
Meslek Fabrikası binasının tarihsel sürecine dikkat çeken Kırkpınar, yapının bizzat Atatürk’ün imzasıyla kamulaştırıldığını ve yerel yönetime devredildiğini hatırlattı. Binanın yıkılmak üzereyken belediye tarafından on milyonlarca lira harcanarak ayağa kaldırıldığını belirten Milletvekili, "Üzerinde bir vakfa ait tek bir çivi, tek bir tuğla dahi yokken, Vakıflar Genel Müdürlüğü hangi hakla bu binaya çökmüştür?" sorusunu yöneltti.
Işık Hızında Hukuk, Tek Yönlü Adalet
Sürecin hukuk sistemindeki ilerleyiş biçimini "manidar" olarak nitelendiren Kırkpınar, iktidarın yargı üzerindeki hızını eleştirdi:
"Hukukun bu kadar hızlı işlediğini başka hangi dosyada gördünüz? Mahkeme tedbir koyuyor, anında itiraz edilip kaldırılıyor. Yürütmeyi durdurma isteniyor, jet hızıyla reddediliyor. Dava henüz sonuçlanmamışken bina çoktan boşaltılıyor. Bu telaş niye? Hangi vatandaşın davası bu süratle sonuçlanıyor?"
"Mesele Bina Değil, İradenin Gaspıdır"
Vakıflar Kanunu’nun 30. maddesinin istismar edildiğini savunan Kırkpınar, bu maddenin kültürel mirası korumak yerine, muhalif belediyeleri işlevsiz kılmak için bir "siyasi sopa" olarak kullanıldığını vurguladı. 150 bin vatandaşa verilen hizmetin durdurulmasının kabul edilemez olduğunu belirten Kırkpınar, konuşmasını şu uyarıyla noktaladı:
"İktidar şunu iyi bilsin; bu mesele sadece bir taş binadan ibaret değildir. Bu, seçilmiş yerel yönetimin halktan aldığı yetkinin, merkezi iktidar tarafından gasp edilme girişimidir. İYİ Parti olarak bu haksızlığın karşısında, İzmir halkının hafızasının ve emeğinin yanında dimdik durmaya devam edeceğiz."







