“Ülkemizde yaklaşık 17 milyonu aşan işçi nüfusuna rağmen sendikalı işçi oranı yüzde 14 seviyelerinde kalmaktadır. Daha da çarpıcısı, toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçilerin oranı yüzde 10’un dahi altındadır. Özel sektörde ise bu oranlar çok daha düşük seviyelere inmektedir. Bu durum, milyonlarca emekçinin örgütsüz ve güvencesiz bırakıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Çalışma yaşamında güvencesizlik yaygınlaştıkça, kayıt dışı istihdam, taşeronlaşma ve esnek çalışma modelleri kalıcı hale getirildikçe iş kazaları da artmakta, en ağır bedeli yine en korumasız kesimler yani genç- yaşlı, kadın – erkek, çoluk- çocuk demeden emekçiler ödemektedir. Nitekim geçen yılın verilerine göre en az 2 bini aşkın emekçi çalışırken hayatını kaybetmiştir. Bu demektir ki günde en az 6 işçi yaşamını yitirmektedir. Bu, kader değil; denetimsizliğin, ihmallerin ve emeği değersizleştiren anlayışın bir sonucudur.”
1 Mayıs sadece emek ve dayanışma günü değil, insanca onurlu bir yaşam çağrısıdır.
Demokrasinin, adaletin ve hukukun yok sayıldığı, temel hak ve özgürlüklerin askıya alındığı bir dönemde ne insan haklarından ne de işçi haklarından söz edilemeyeceğini ifade eden Rıfat Nalbantoğlu, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı:
“Yıllardır ülkeyi yönetenler, uyguladıkları politikalarla hem emeğe hem de emekçiye sırtını dönmüş ve ekonomide yaşanan bütün olumsuzlukların, ülkeyi yönetememe krizinin bedelini çalışanlara ödettirmiştir. Bugün ülkemizde milyonlarca çalışan için 1 Mayıs, artan geçim sıkıntısı, güvencesizlik ve derinleşen eşitsizliklerin gölgesinde karşılanmaktadır. Emeğin değeri her geçen gün daha fazla aşınmakta, işçiler alın terlerinin karşılığını almakta zorlanmaktadır. Daha dün sonuçlanan maden işçilerinin onurlu direnişi bunun en somut örneğidir. Onun için “1 Mayıs” bir anma ve kutlama günü olmasının dışında bir mücadele ve dayanışma günüdür. Haksızlığa, hukuksuzluğa, eşitsizliğe karşı çıkma günüdür. Örgütlü mücadelenin taçlandırıldığı gündür. Onurlu bir yaşam çağrısıdır. Bu nedenle “1 Mayıs” ancak ve ancak bu bozuk ve çarpık düzen değiştiğinde gerçek anlamına kavuşacaktır.”









