"Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki gayriaskeri statüdeki adaları artan tempoda silahlandırmaya ve askeri tatbikatlara devam etmesi, Lozan ve Paris Anlaşmalarının doğrudan ihlalidir.
Doğu Akdeniz’in milli hak ve menfaatlerimizin korunması açısından önemi her geçen gün artıyor. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin siyasi ve askeri girişimlerinin yanı sıra Lübnan ile münhasır ekonomik bölge anlaşması son dönemin dikkate alınması gereken önemli olaylarıdır.
Ayrıca Yunanistan'ın Girit'in güneyi ve Mora Yarımadası açıklarındaki dört alan için işletme sözleşmesi imzalaması ve arama alanını 48 bin km²’den 94 bin km²’ye çıkarması da dikkatle takip edilmelidir.
Akdeniz’in en büyük araştırma ve sondaj filosuna sahip olan ülkemizin Doğu Akdeniz’de “mevcut durum itibari ile” araştırma veya sondaj faaliyeti icra etmeyen Suriye ve Lübnan ile birlikte üç ülkeden biri olması da izaha muhtaç bir durum yaratmaktadır.
Deniz Yetki Alanlarımızda yapılacak her sismik araştırma faaliyetinin, kazılan her sondaj kuyusunun; uluslararası hukuktan doğan haklarımızın tescili ve devlet uygulaması ile uzun vadeli kazanımların elde edilmesi açısından hayati önemi haiz olduğu da izahtan varestedir.
Doğu Akdeniz’de uluslararası hukuk çerçevesinde münhasıran haklarımız olan, ancak 2020 yılı aralık ayından itibaren faaliyet gösterilmeyen bölgelerde, “araştırma faaliyeti icra edilerek devlet uygulaması yapılması”, bayrak ve varlık gösterilmesi, milli menfaatlerimiz açısından zorunludur.
"PETROL VE DOĞALGAZ ARAMA FAALİYETLERİ SAHADA KARŞILIK BULMAMAKTADIR"
Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin 1 Ekim 2025 tarihinde yaptığı “Türkiye, kendi kıta sahanlığında ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin TPAO’ya tahsis ettiği ruhsat sahalarında petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerini planlı şekilde sürdürmekte” açıklaması da ne yazık ki sahada karşılık bulmamaktadır.
Yapılması gereken "Mavi Vatan” kavramını seçim dönemlerinde hatırlanan bir slogandan çıkarıp ruhuna ve anlamına uygun eylemselliği Doğu Akdeniz'de göstermektir
"TÜRKİYE'NİN SURİYE KONUSUNDA İKİ TEMEL HEDEFİ OLMALIDIR"
Suriye’nin toprak bütünlüğü Türkiye’nin güvenliğidir. Bölünmüş bir Suriye; daha fazla istikrarsızlık ve daha fazla göç demektir
Türkiye’nin Suriye konusunda iki temel hedefi olmalıdır: Birincisi; Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması ve tüm toplumsal kesimlerin haklarının anayasal güvence altına alınmasıdır.
İkincisi ve en önemlisi; Suriye topraklarından Türkiye’ye yönelik hiçbir tehdide müsaade edilmemesidir.
Bu çerçevede, Suriye’de son günlerde artan DEAŞ tehdidinin de ülkemize etkisi dikkatle takip edilmelidir. Türkiye’de bulunan uyuyan terör hücrelerine karşı farkındalık sağlanmalı ve müteyakkız bulunulmalıdır. Önleyici istihbarat ile karşı tedbirler alınmalıdır.
İRAN'DAN GELEBİLECEK GÖÇE KARŞI UYARI!
İran’da meydana gelecek gerginlik ve çatışma ortamı neticesinde hudutlarımıza yönelik oluşabilecek kitlesel göç dalgasına dikkat çekiyor ve gerekli tedbirlerin titizlikle uygulanması gerekliliğini hatırlatıyoruz.
HAVA HARP OKULU'NDA UYUŞTURUCU SKANDALI!
Son günlerde basında yer alan haberlerde, Hava Harp Okulu’nda görevli bir kısım sözleşmeli erbaş/er hakkında “uyuşturucu madde temin etme, kullanma veya kullanımını kolaylaştırma” suçlarından yasal işlem başlatıldığı öğrenilmiştir.
Türk Silahlı Kuvvetleri toplumumuzun aynasıdır ve insan kaynağına dahil edilen personel de vatandaşlarımızdan oluşmaktadır.
Bu durum özelinde sorulması gereken soru şudur: Bu personelin mesleğe kabul sürecinde alınan askerliğe elverişlilik / TSK’da görev yapar raporu aşamasında uyuşturucu kullanımları neden tespit edilememiştir?
Eğer uyuşturucu kullanımına askere girdikten sonra başlamışlarsa — ki olayın Harp Okulu’nda vuku bulduğu düşünüldüğünde konunun daha da vahim bir hâl aldığı açıktır — göz bebeğimiz olan böyle bir kuruma bu uyuşturucu nasıl sokulabilmiştir?
Ancak yapılması gereken, TSK’nın bu olayın sebeplerine yönelik gerçekçi bir kök analiz yapması ve analiz neticesinde ortaya çıkması muhtemel sistemsel ve kurumsal hataların giderilmesine yönelik tedbirleri ivedilikle almasıdır.
Bu aşamada, Millî Savunma Bakanlığı’na konuya ilişkin yürütecekleri incelemede yardımcı olmak maksadıyla; askere elverişlilik / mesleğe girişte alınan TSK’da görev yapar raporlarının düzenlenmesi süreçlerinde asker hastanelerinin kapatılmasının ve disiplinin sağlanmasında askeri yargının kaldırılmasının ne gibi olumsuzluklar yarattığına yönelik bir incelemeyle konuya başlanmasını tavsiye ederiz.
"TSK BİRLİK KOMUTANLARI, TALİMAT BEKLEMEKSİZİN, MÜDAHALE YETKİSİNE SAHİP OLMALIDIR"
6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş Depreminde hayatını kaybeden yurttaşlarımızı bir kez daha rahmetle anıyor, yakınlarını kaybedenlere sabır diliyorum.
Depremin ardından geçen üç yılda, afet yönetimine dair birçok konuda değerlendirme yapıldı ama ne yazık ki temel yanlışlar giderilmedi.
Mevcut Türkiye Afet Müdahale Planı’nda (TAMP), TSK ‘esas çözüm ortağı’ olarak değil, yalnızca ‘destek çözüm ortağı’ olarak tanımlanıyor. Bu, büyük bir eksikliktir.
Afetlerde, bölgedeki mülki amirlerin etkisiz hale geldiği durumlar olabilir. Böyle anlarda TSK birlik komutanları, kanunla tanımlanmış şekilde, talimat beklemeksizin inisiyatif alarak müdahale yetkisine sahip olmalıdır.
TSK İnsani Yardım Tugayı önceki işlevine kavuşturulmalı, ayrıca ilave olarak yurdun değişik bölgelerinde, afetlere müdahale konusunda özel eğitim almış, lojistik kabiliyeti yüksek, araç ve teçhizatı eksiksiz sivil asker uzmanlardan oluşmuş istihkam birlikleri teşkil edilmelidir.
İstanbul gibi denize kıyısı iller için afet sonrası kurtarma ekiplerinin ve yardımların deniz yoluyla ulaştırılması ile tahliye maksatlı kullanılmak üzere belirlenen noktaların güçlendirilmesi yapılmalıdır.
Yardım getirecek gemiler şimdiden belirlenmeli, denemeler yapılmalı ve periyodik olarak görevlendirme listesi güncellenmelidir.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, yaşanabilecek kriz durumlarında kesintisiz iletişim sağlayacak tedbirleri almalıdır. Yoğun kullanım talebi bahane olamaz, GSM şirketlerinin oluşacak yoğunluğu dikkate alarak şimdiden tedbirler alması zorunludur.
Devletin tüm kurumlarını içine alan, afet anında ortak karar ve hızlı veri paylaşımı yapabilecek dijital bir bilgi yönetim sistemi hayata geçirilmelidir.
Seferberlik veri tabanlarının benzeri, afetler için de kurulmalıdır. Nerede kaç iş makinesi var? Kaç personel eğitilmiş? Hangi birlik ne kadar sürede intikal edebilir? Bunların hepsi önceden bilinmeli ve test edilmelidir.
Yıllık afet seferberlik tatbikatları ile afet müdahalesi ciddiyetle ve gerçekçi tatbikatlarla sınanmalıdır.
PERSONELLERİN ÖZLÜK VE SOSYAL HAKLARI İÇİN ÇAĞRI
Modern silah ve sistemlere gerçek anlamda hayat veren; moral ve motivasyonu yüksek, aidiyet duygusu güçlü, liyakat sahibi ve iyi eğitimli personeldir.
Bu gerçeğe rağmen bugün muvazzaf ve emekli askerî personelin önemli bir bölümü, özellikle emekli astsubaylar, emekli binbaşılar, emekli uzman erbaşlar ve emekli devlet memurları, yoksulluk hatta açlık sınırının altında maaşlarla yaşam mücadelesi vermektedir.
Muvazzaf personelin barınma sorunu giderek ağırlaşmakta; bazı bölgelerde personel maaşının yarısından fazlasını kiraya vermek zorunda kalmaktadır.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nden ayrılan uzman erbaşlar ve sözleşmeli erler için yasal ve sürdürülebilir bir istihdam mekanizması bulunmamaktadır.
Özlük ve sosyal haklardaki adaletsizlikler, nitelikli personelin teminini ve elde tutulmasını ciddi biçimde riske atmakta; genç nesiller askerlik mesleğini giderek daha az tercih etmektedir.
Türkiye’de emekli astsubaylara verilen taahhütlerin yerine getirilmediği, istisnasız biçimde emekli askerî personelin yoksulluk sınırının altında maaş aldığı bir tablo ortaya çıkmaktadır.
Açlık sınırındaki askerî personelin mağduriyetinin göz ardı edilmesi ciddi bir adaletsizlik hissi yaratmaktadır. Bu nedenle muvazzaf ve emekli askerî personelin özlük haklarında köklü ve kalıcı iyileştirmeler yapılmalı; muvazzaf personelin barınma sorunu kesin biçimde çözüme kavuşturulmalıdır.
"ŞEHİT AİLELERİ VE GAZİLERLE İLGİLİ TÜM YETKİ MSB'YE DEVREDİLMELİDİR"
Şehit aileleri ve gazilerin sorunlarına çözüm bulmak için TBMM Milli Savunma Komisyonunda yıllardır devam eden istişarelerin artık icra safhasına geçmesi lazım !
Er ve erbaş şehitlerin aileleri ile gaziler için emsal maaş uygulaması hâlâ hayata geçirilmedi. Özlük hakları, sağlık, ulaşım, istihdam ve eğitim alanlarında ciddi aksaklıklar mevcut.
Ortez ve protez hizmetlerinin tek bir hastaneyle sınırlandırılması büyük sorun. Terörle mücadelede yaralanmasına rağmen gazi sayılmayanların talepleri hâlâ karşılıksız.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın mevcut yapısı yetersiz kaldığından, şehit yakınları ve gazilerle ilgili tüm yetki ve sorumluluklar Millî Savunma Bakanlığı’na devredilmelidir.
Şehit aileleri ve gazilerin temel sorunlarının çözümü için hazırlanan 18 kanun teklifi TBMM gündemine alınmadı.
Vefa borcumuz ödenmelidir. Kimden gelirse gelsin, şehit aileleri ve gazilerimizin haklarını savunan her yapıcı önerinin yanında olacağız.
BAĞCIOĞLU'NDAN ASKERİ SAĞLIK SİSTEMİ İÇİN 'VURDUM DUYMAZLIK' ÇIKIŞI!
Askeri sağlık sisteminin tasfiye edilmesinin üzerinden on yıl geçmiştir. Bu süre boyunca yapılan uyarılar dikkate alınmamış, yanlış uygulamalardan geri dönülmemiş ve sistemin bütüncül biçimde yeniden kurulması sürekli ertelenmiştir.
Bugün gelinen noktada, geçici ve sınırlı düzenlemelerle sorun olmadığı izlenimi yaratılmaya çalışılsa da ortada hâlâ işleyen bir askeri sağlık sistemi bulunmamaktadır.
Büyük öngörü ile 1891 yılında GATA, sistemin bir parçası onlarca asker hastanesinden biri olarak 1899 yılında Edirne Asker Hastanesi kurulacak.
Müteakip yıllarda askeri sağlık sistemimiz tüm dünyaya örnek olacak.
2016 yılında iktidar görevini ihmal ettiği için oluşan bir musibet gerekçe gösterilip, dünyanın en çok harekât yapan ordusunun sağlık sistemi kaldırılacak.
Harekât sahasında muharip-sağlık personeli uyumu, kurumsal kültür, çatışmada tıbbi müdahale tecrübesi, harp cerrahisinde yılların bilgi birikimi kaybolacak.
Harekât sahasındaki muhariplere acil sağlık desteği verecek askeri sağlık personeli, Türkiye sathındaki Asker hastaneleri, Askeri Sağlıkta dünya çapında Mükemmeliyet Merkezi GATA yok edilecek.
Dalış ve uçuş tabipliği, yanık tedavisi, Kimyasal Radyolojik, Biyolojik ve Nükleer (KBRN) savunma bilgi ve tecrübesi zafiyete uğrayacak.
Gaziler için TSK emrinde kurulan, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi Sağlık Bakanlığına devredilecek ve sağlık personelinin üstün gayretlerine rağmen sıradanlaşacak.
Askeri Sağlık Sisteminin olmadığı 10 yıl süresince;
⁃4 büyük çaplı sınır ötesi harekât,
⁃Sayısız terör mücadele operasyonu
⁃Deniz ve Hava Kuvvetlerimiz tarafından dünyada çok sayıda ülke tarafından yapılan çok sayıda harekât eğitim faaliyeti yapılacak.
Yapılan tüm talep ve çağrılara aldırılmayacak, hiçbir ders alınmayacak ve insan hayatı önemsenmeyecek.
Harekât ihtiyaç makamı olan makamların çok sayıda talebine kayıtsız kalınacak, konu ile doğrudan ilgisi olmayanlar bile bu ihtiyacı açıkça teyit edecek.
Ama hala Askeri Sağlık Sisteminin yeniden tesisi konusunda somut bir ilerleme sağlanayamayacak, bu vurdumduymazlık değildir de nedir?








