ÖMER FARUK ALTIN/EGE’YE BAKIŞ – İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin mülkiyetinde olan ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından el konulan Meslek Fabrikası’nın önünde başlayan direnişi üçüncü gününde de devam ederken Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Meslek Fabrikası’nın önünde büyük bir miting gerçekleştirdi.Yoğun katılımla gerçekleştirilen mitinge; CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, CHP’li İzmir Milletvekilleri, CHP ilçe başkanları, CHP’li ilçe belediye başkanları, İYİ Parti İzmir İl Başkanlığı, Halkın Kurtuluş Partisi İzmir İl Başkanlığı, Zafer Partisi İzmir İl Başkanlığılı, Türkiye İşçi Partisi, Atatürkçü Düşünce Derneği, işçi sendikaları, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve hak odaklı çeşitli kuruluşlar katılım gösterdi.
“BU KAMUSAL ALANI ORTADAN KALDIRMANIN SONUCUDUR”Emek ve Demokrasi Platformu adına sahneye çıkan DİSK Ege Bölge Temsilcisi Deniz Şahin Gümüştekin şu ifadeleri kullandı:“Emek ve Demokrasi Platformu: İzmir Emek ve demokrasi olarak bugün burada yalnızca bir binayı değil bu kentin emeğini toplumsal hafızasını savunmak için bir aradayız. Meslek fabrikası başta kadınlar ve gençler olmak üzere iki binden fazla insanın meslek sahibi olmasına fayda sağlamış sosyal destektir. İnsanların ekonomik bağımsızlık kazandığı ve toplumsal hayata eşit bir biçimde katıldığı sosyal alandır. Bugün tam da böyle bir tabloda meslek fabrikasına el konuldu. Üstelik bu el koyma bir kamu kurumuna başka bir kamu kurumuyla el konulmuştur. Bu tesadüf değildir, bu kamusal alanı ortadan kaldırmanın sonucudur. Emeği görünmez kılmanın bir parçasıdır. Bu merkez hiçbir meşruiyeti olmayan bir kararla vakıflara devredilmiş ablukaya alınmıştır. Tıpkı halkın iradesiyle seçilmiş başkanlara olduğu gibi. Bu yöntem hukukun değil siyasi baskının yöntemidir. Yargı süreçleri hiçe sayılarak yapılan bu müdahale siyasi iktidarın kamu gücünü kendi çıkarları için kullandığının göstergesidir. Bu doğrudan halkın iradesine saldırıdır. Biz bu hukuksuzluğu tanımıyoruz. Bu zorbalığa boyun eğmiyoruz. Bizler kamusal alanın tasfiye edilmesine karşı olduğumuzu açıkça ifade ediyoruz. Bizler biliyoruz ki ateşin en çok yakıp kavurduğu an yeniden doğuşun başladığı andır. İşte o ateş bugün İzmir’den yanıyor. Bu kentin umudu biziz. İzmir’in hizmet merkezi olan meslek fabrikası bizimdir. Bu fabrika bizimdir, bizim kalacak”
"BU NASIL BİR DEVLET AKLIDIR?"Gümüştekin'in ardından konuşmasını yapan CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç şu ifadeleri kullandı:"Büyük usta Nazım Hikmet ne diyordu: “Yaşamak tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine...” İşte biz bugün o sözün anlam bulduğu yerdeyiz.
Üç gündür buradayız. Üç gündür sadece bir binayı değil; bir hakkı, bir umudu ve bir geleceği savunuyoruz. Burası eve ekmek götüren annenin yolu, hayatını yeniden kurmak isteyenlerin kapısı. Bugün yine buradayız çünkü halkın geleceğine çöktüler. Meslek Fabrikası İzmir halkınındır.Bu mesele sadece İzmir’in değil, Türkiye’nin meselesidir. Bugün burada yaşanan sadece idari bir işlem değil, adaletin askıya alınmasıdır. Mahkeme sonucunu beklemeden bir kamu kurumunun etrafı polis eliyle çevrilerek el koyma girişimiyle karşı karşıyayız.Bu nasıl bir anlayıştır, nasıl bir devlet aklıdır? Devlet dediğin adaletle hareket eder. Bugün burada ne görüyoruz? Halkın idaresini tanımayan bir yaklaşım. “Ben yaptım, oldu” demektir bu. “Bu güç bende, istediğimi yaparım” demektir.Bu ülke keyfiyete teslim olmayacak. Hukuksuzluğa teslim olmayacak. Mülkiyet hakkının tartışılır hâle gelmesi bir kurumun değil, hepimizin geleceğini tehdit eder. Bugün bu bina, yarın senin evin... İşte biz buna karşıyız. İşte bu yüzden buradayız.Çünkü biz biliyoruz ki kamu gücü halka karşı değil, halk için kullanılır. Devlet vatandaşının yanında olur. Bugün biz, halkın faydalandığı bir binaya müdahale görüyoruz.
Meslek Fabrikası sadece bir eğitim alanı değil; işsizlerin umut bulduğu bir merkezdir.Esnafa çalışan, sanayiye eleman, bilişimci gençlere yol açılıyor burada. Ekonomik krizin bu kadar derin olduğu bir yerde bu akıl mıdır, bu vicdan mıdır?Siz halkın yanında olmayan, ülkeyi yönetemeyen bir iktidarsınız. Siz ülkeyi umutsuzluğa, çaresizliğe terk etmiş bir iktidarsınız. Bizim derdimiz, her geçen gün mutsuzlaşan kadınlar, açlığa mahkûm edilmiş emekçilerdir. Bizim derdimiz halktır, halk!"İZMİR İLK KURŞUNUN ADRESİDİR"Kıymetli halkım; ormanlarımıza çöküyorlar, asgari ücretlinin alın terine çöküyorlar,kadınların emeğine çöküyorlar ve şimdi İzmir’in umuduna çöküyorlar. Ama unuttukları bir şey var: Bu millet sabreder, bekler ama iradesine çökülürse...İzmir, ilk kurşunun adresidir. Hasan Tahsin’in kentidir. İzmir, korkunun bittiği yerdir. Ve bu kaderi çizen Mustafa Kemal’in evlatlarıyız biz.Refah artmadı, yoksulluk arttı. Bu bir tesadüf değil, tercihtir. Bu ülkenin geleceğini sattılar, halkın emeğini değersizleştirdiler. Şimdi de halkın emeğinin olduğu yere çöküyorlar.İnancımızı kıramazlar, kıramadılar ve kıramayacaklar. Biz korkuya karşı cesaretiz. Bir ayrıştıran değil, birleştireniz.Bu halkı cezalandırmayın. Getirin sandıkları. Bu halk bıktı sizden. Biz halkın iktidarını kuracağız.İzmir susmaz, İzmir boyun eğmez, İzmir hakkına sahip çıkar!"
"İNADINA, İNADINA, İNADINA İZMİR"Çağatay Güç'ün ardından konuşmasına başlayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şu şekilde:"Bu siyaset işinde ben kalıplara tam adapte olamadım. Kendi bildiğim yoldan gidiyorum. Bizler kahraman değiliz. Tamamen sizlerin takdiriyle belli konumlara geldik ama asıl yerimiz buranın vatandaşı olmaktır. Asıl vasfımız odur. Onun dışında sizin bize verdiğiniz görevler geçici vazifemizdir.Şöyle bir ifade kullanmak istiyorum: inadına, inadına, inadına İzmir.
Şimdi bizi buraya getirdiler, daracık yere sıkıştırdılar. Arkamızda bir konu var. Hepimizin bildiği bir konu. Kısaca neden toplandığımızı anlatmaya çalışacağım.Şimdi bir tane Alman siyaset bilimcisi var. Adı Hannah Arendt. Bunun bir tane kitabı var: Kötülüğün Sıradanlaşması. Belki okuyanlar vardır. Burada bu kişi, bu kitapta şunu anlatıyor: İkinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca insanı katletti Nazi zihniyeti. Bunları kimler eliyle yaptı? O günkü Alman hükümetinin adamları.Bunlardan bir tanesini savaştan sonra kaçıyor, Arjantin’de yakalıyorlar ve yargılıyorlar. Tertemiz yüzlü bir adam. Ve adam da diyor ki: “Ben evet, insanları öldürdüm ama görevimi yaptım.” Ve insan öldürmeyi kötülük olarak görmediğini ve görevinin gereğince yaptığını söylüyor."BUNUN ADI KÖTÜLÜĞÜN SIRADANLAŞMASI"Bu örnekte olduğu gibi, bazen insanlara öyle örnekler gösteriyorlar ki insanlara görev yaptırdıklarını söylüyorlar. Ve “Biz görevimizi yapıyoruz” diyerek yanlış yapıyorlar. İşte bunun adı kötülüğün sıradanlaşması.Biz burada aslında Meslek Fabrikası’yla ilgili yapılan hatanın normal görülmemesi için, sıradanlaşmaması için, dolayısıyla yarın öbür gün tekrarlanmaması için, daha kötülerinin yapılmaması için bir araya geldik ve buna itiraz ediyoruz.Bazı anlar vardır; o anlarda susarsınız, her şey normalleşir. Önce sadece bir karar olarak görülür, sonra hatadır ama normalleşmiştir. Sonra başka bir yanlış daha normalleşir. En sonunda ne normalleşir biliyor musunuz? Kötülük normalleşir.Burası un fabrikasıyken Cumhuriyet’le birlikte kamulaştırılıyor ve 1926’dan beri İzmir Belediyesi’nin malı. O bina, o günden sonra çok fazla şey yaşıyor. Halk Ekmek Fabrikası da oluyor, un fabrikası da oluyor ve bir şey daha oluyor.12 Eylül’de askerî darbeyle İzmir’in başına asker kökenli birisi atanıyor ve bu binayı DGM’ye veriyorlar. Tapusunu vermiyorlar, belediyede kalmaya devam ediyor ama kullanım tahsis ediliyor. DGM, bizim ülkemizin hep yaşattığı kötü şeylerle hatırlanır, biliyorsunuz. Belki aranızda orada yargılanmış insanlar bile vardır.İşte bu kötü binayı, İzmir’in hafızasında kötü bir yeri olan bu binayı harap hâlde alıp 2007 yılında restore etmeye başlıyor İzBB. Ve bu restorasyon için de dünya kadar para harcanıyor. O paralar İzmir halkının parası.
“BU ÜLKEYİ AYDINLIĞA ÇIKARTACAĞIZ”Tugay'ın "Şimdi o dönemde kaç para harcandı, en iyi kim bilir? Bunu yapan belediye başkanımız bilir. Benim çok değerli, izinden gitmeye çalıştığım Aziz Kocaoğlu Başkanım" ifadelerini kullanmasının ardından kürsüye çıkan eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu şu ifadeleri kullandı:"İzmirli hemşehrileri, yine zor bir günde izmir’in hakkını hukukunu korumak için mücadele ediyoruz. İyilik er ve geç kötülüğü yenecektir. Kötüler ilelebet başarılı olmamıştır ama iyiler hep başarılı olmuştor. Ben başkanın söz hakkını alıp burada konuşacak değilim Meslek fabrikası gibi bir çok örnek var elimizden alınan. Eşref paşa hastanesi tek hastanedir. köylere gidip hasta olanları eşrefpaşaya alıp tedavi ediyorduk. Dediler ki sen bunu yapamzsın izin vermiyoruz. Dedim şubeler açalım açamazsın dediler.O hizmeti biz yapacağız deilder. Hala yapıyorlar. Arkadaşlar birlik olmak durumundayız. Her sabah gazeteyi açıp, en fazla ne görüyorsunuz. Satılan devletin milletin mallarını görüyorsunuz. Gider ayak devletin ne kadar para edecek malı varsa satıp gidecekler. Bu bir örnek. İstanbul Kanal Projesi tamamen arazi satmak içindir. Çeşme projesi tamamen arazi satmak içindir. Milletin olan malları gider ayak satmak için yapıyorlar. Biz burada meslek fabrikasını verirsek direnmezsek yarın hepsi gidecek. Mücadele benim yaşımdaki insanların değil gelecek kuşakların ve türkiye cumhuriyetini ilelebet müdafa etmek için mücadele edeceğiz. Bu mallar onların değil milletindir. Millet ya malına sahip çıkacak ya hakkına sahip çıkacak veyahut da başka bir millet olacak. Direneceğiz, direneceğiz, direneceğiz. Bu ülkeyi aydınlığa çıkartacağız."BU DAVALAR BİTMEDEN BU ACELENİZ NEDEN?"Kocaoğlu'nun ardından konuşmasına devam eden Tugay, şu ifadeleri kullandı:Aziz Başkanım, burayı hizmete aldıktan sonra meslek eğitimi verildi. Bunların pek çoğu da iş sahibi oldular. 145 bin deyince İzBB tabii ya, insanlara az gelebilir ama pek çok şehrin nüfusundan daha fazla...DGM’nin bu şehirde yarattığı o lekeyi Aziz Başkanım, böylesine değerli bir binayı yaparak bu şehrin bir kirini temizledi. Bu binayla ilgili durup dururken, “Burayı bir alacağız” diyerek, tapudan bize sormadan, adı sanı uydurulmuş Beyazid Baba Vakfı diyerek vakıflara geçirdiler. Madem peşkeş çekecektiniz, adı sanı olan bir vakfa yapsaydınız bunu.Ve bunu tapu üzerinde yaptıktan sonra biz ne yaptıysak durmadılar. Bize “Binayı boşaltın” dediler. Sorduk, tek tek sorduk. Açık açık sorduk. Biz dava açtık, bu davaların sonuçlanması lazım. Bu binaların yapımında hiçbir vakfın faydası yok. Mülkiyeti tertemiz bir tapuyla İzBB’ye ait. “Bu davalar bitmeden aceleniz neden?” diye sorduk."TEK BİR ŞEY GÖSTEREMEDİLER"O gün buraya 700 civarı polis gelmiş. Onlarla birlikte girişi kapattıktan sonra, o arada bir tedbir kararı vardı. O karar henüz kaldırılmamıştı. “Bu gerekçeli kararı gösterin” dedik ve gösteremediler, çünkü bu yoktu. Peki, “Sayın emniyet güçleriniz, görev emrinizi gösterin” dedik, onu da sunamadılar. “Hangi dayanakla bu kamu taşınmazını alıyorsunuz?” dedik. Tek bir şey gösteremediler.Bu ne demek biliyor musunuz? İşlem var ama gerekçe yok. Müdahale var ama açıklama yok. Karar var ama dayanak yok. Bu doğru değil, savunulamaz. Kabul edilemez.Belgeleriyle anlattık: Davalar sonuçlanana kadar bekleyin, milyonlarca kamu zararına sebep olmayın dedik. Daha vahim bir şey oldu: Meslek Fabrikası’nda görevli olmayan, dışarıdan getirilen özel güvenlik görevlileri hukuksuzca idareyi çiğneyerek içeriye girdiler. Sonra bu kişiler, insanlar farkında olsun diye Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası olan belgeyi indirdiler. Halkın tepkisine rağmen bunu yaptılar. Bu belgeyi indirdiniz, ayıp ettiniz. İnsanlarımızı da üzdünüz."KİMLERE, KAÇA KİRALIYORLAR BİLEN YOK"Şunu aklınız alıyor mu acaba? O pankartı indirdiniz diye o belge yok mu oldu? Şimdi o pankartı indirdiniz diye Atatürk’ün kararlarına duyduğunuz saygıyı, yüreğinizden ve aklınızdan bağlılığı, sevgiyi yok edebilir misiniz?Bunların huylarını bildiğimiz için akla direkt bu geliyor ama diyoruz ki: “Ne yapacaksınız bu binaları?” Önce “Üniversite yapacağız” dediler bu binayı. Baktılar millet yemedi, bir arkadaş çıktı “Burayı Yeşilay’a vereceğiz” dedi. En sonda bugün duyduk, yine fikir değiştirmişler, “Kütüphane yapacağız” demişler.Ama o çok bilen, Vakıflar Genel Müdürü dediğimiz arkadaş, binlerce binaya sahip ama ne hikmetse Salepçioğlu Hanı’nı da kapattılar, milleti bekletiyorlar. Bir ikisini de biz istedik, yazımıza cevap bile vermiyorlar. Kimlere kiralıyorlar, kaça kiralıyorlar, bilen yok.Bizim arkadaşlarımız Sayıştay raporlarına ulaştılar, baktılar. Kiraya verip toplayamadıkları binlerce yeri varmış. Bu arkadaş diyor ki “Kütüphane yapacağız.” Bir de ağzından kaçırdı, 5 milyon teklif almış... Bak, bak, bak... Sen kimlerle konuştun da bu fiyatı aldın?Ne kütüphanesi, ne Yeşilay’ı... Sizin amacınız belli. İzBB’nin hizmetini durduracaksınız, alacaksınız geçici olarak, sonra da birileriyle pazarlık yapmışsınız, vereceksiniz.Peki biz buna seyirci mi kalacağız? Bunu benim vicdanım almıyor. Benim iki kimliğim var: birisi belediye başkanı, diğeri İzmirli hemşehri Cemil Tugay. Cemil Tugay’ın vicdanı diyor ki: “Bunu yapamayacaksınız, izin vermeyeceğim size.”"BU MESLEK FABRİKASI'NI ELE GEÇİRİNCCE Mİ EĞİTİM KALİTESİ YÜKSELECEK"Siz üniversiteye yer mi arıyorsunuz? Gerçekten derdiniz bu mu? Apartmanlara üniversite falan açtınız, mezunlar iş bulamıyor. Boğaziçi’ni, İTÜ’yü, ODTÜ’yü ne hale getirdiler. Bütün hocaları kaçırdınız. Eğitim kalitesi yerlerde sürünüyor. Bu Meslek Fabrikası’nı ele geçirince mi eğitim kalitesi yükselecek?Sizin aklınızda bu halkın eğitimi olsaydı, o köy okullarını kapatmazdınız.Türkiye’de ilk defa olan şey şu: Bir kamu kurumu, başka bir kamu kurumunun mülkiyetine çöküyor, polis gücüyle işgal ediyor. Kamu kurumları arasında böyle bir ilişki olmaz. Bizler halka hizmet etmek için bu kurumu geçici olarak yöneten insanlarız. Devletin bütün kurumları uyumla çalışır.Biz de bu konu sorun olmasın diye uzlaşmaya çalışıyoruz ve hukuk yolunda da arkadaşlarımız pek çok dava açtılar. Dört tanesinde durdurma kararı, bir tanesinde de tedbir kararı aldılar. Bunları jet hızıyla kaldırdılar. Sabahın beşinde 700 polisi, belediyenin kurumu olan bir binayı ablukaya aldılar. O gün bugündür etrafı barikatlarla çevrili...İlk geldiğim dakikalarda dedim ki: “Ben içeri girmek istiyorum. İçeride yüz milyonlarca lira değerinde belediyenin malı var. Bir durumu görmek istiyorum.” Tarihi bina burası ve zarar verdiler dediler. “Lütfen burada amir kimse onunla görüşmek istiyorum” dedim. Bir amir geldi, “Üst makamlara sormam lazım” dedi ve sonra bir daha kendisini görmedim."ÜZERİMİZE BASSINLAR DİYE KURULMADI BU DEVLET"Ben devletine bağlı bir insanım. Başkanınız Cemil Tugay ve vatandaş Cemil Tugay, hayatı boyunca asla devletine yanlış yapmadım. Devlet önemli ama bu devleti kim, ne için kurdu? Millet kurdu. Millete hizmet etmek için kuruldu bu devlet. Üzerimize bassınlar diye kurulmadı bu devlet.Bu millet, sizin devletin gücünü kullanarak onları ezmenizi kabul etmez. Biz buna susmayacağız, teslim olmayacağız. Kötülüğe ve yanlışa alışmayacağız. Alıştıramayacaksınız.Bu binayı yapan onlar değil. Restorasyonu halkın parasıyla yapıldı. Ben size bu emeği yedirmem. Ve sizin o tapuda yaptığınız sahte iş, benim aklımda da gönlümde de geçerli değil. O adı geçen vakıf ve bu karar, yasadaki koşulları sağlamıyor. Bu vakıf, niteliğini kaybetmiş bir vakıf.Kamu taşınmazlarını hâkim kararı olmadan el koyamazsınız. Onları kullanıma kapatamazsınız. Bu bir suçtur ve suç işliyorsunuzdur. Binlerce de “olmaz” sayabilirim burada ve “olur” diyebileceğiniz tek bir gerekçe de sunamazsınız.Her konuşmamda söylüyorum: Burası İzmir. Burası başka yere benzemez. Bu şehir öyle kolay kolay yanlışı kabullenmiyor. İzmir’de yaşamak, kendini insan gibi hissetmektir.Biz sakin insanlarız. Benim bir annem var, sürekli bana kızıyor: “Yarın öbür gün seni de tutuklayacaklar.” “Yapamam” diyorum, insanların hakkı var. “Bu benim namus borcum” diyorum. Korkmadığımızı ben biliyorum. Bu şehrin yapılan yanlışları unutmayacağını gayet iyi biliyorum.Neler neler söylediler İzmir’e, ne iftiralar attılar. Karalamak için neler söylediler... Burası İzmir ve biz ayaktayız. Sizlerin ensesindeyiz. İzmir’i yenemeyeceksiniz!Ben belediye başkanı olduğum sürece, “Bu adam da kendi siyasi geleceğini düşünüyor” diye düşünmeyin nolur."ÜLKEYİ KÖTÜ YÖNETİYORLAR"Ülkeyi kötü yönetiyorlar, hastanelerde doğru düzgün sağlık hizmeti verilmiyor. “Bizden olanlar ve olmayanlar” diye ayırmışlar herkesi. Kendilerinden olan belediyelere paraları akıtıyorlar.Neticede bir sürü insan işsiz. İşsizlik azalsın diye yaptığımız mücadeleyi de sekteye uğrattılar. Ama kaç kişi işsiz? Adam çiftçi; ekecek, yetiştirecek tarlası var, girdi parasını ödeyemiyor. Borç aldı, yetiştirdi; ürünü para etmiyor. Hep bunları başıboş bıraktılar.Bugün asgari ücretli insanlar için belirledikleri ücret nedir? O insanlar nasıl geçinsin? Yüreğim parçalanıyor. Fakir, yoksul insanlar çocuklarını okutacaklar diye malını mülkünü satıyorlar. Sonra iş bulamıyorlar."BEN CEMİL TUGAY, O BİNAYA GİRECEĞİM"Siyaset yaparken kim kendi çıkarı için siyaset yapıyorsa ben onun partisinden değilim. Kim kendi konforunu gözetiyorsa çekil kenara, kimsenin sana ihtiyacı yok. Eğer olur da yanlış bir partideysen, senin kimlerin yanına gideceğin de belli. Ve İzmir gibi bir şehre asla böyle siyasetçiler yakışmaz.Sen İzmir’in oylarıyla vekil olduktan sonra Vakıflar’ın avukatlığına soyunamazsın.İnanın, bizler iyi niyetle çalışan insanlarız. Biz, kötülüğü sıradanlaştırmaya çalışanlara karşı mücadele edelim. Kimsenin bu Meslek Fabrikası’na da İzmir’e ait mallara da el koyma hakkı yok.Ben Cemil Tugay. O binaya gireceğim. Aslan gibi hukukçu arkadaşlarımız var ve biz bu davaları kazanacağız. Genel Başkanımız Özgür Özel’le birlikte bu ülkeyi düzlüğe çıkaracağız.MEZUN ÖĞRENCİLERDEN ‘KAPATILMASIN’ ÇAĞRISI!Mitingte Meslek Fabrikası'ndan mezun olan öğrenciler de katılım yaparak MEslek Fabrikası'nın devredilmesine karşı çıktı.Konuşan mezun öğrenciler ve mezun oldukları bölümler şu şekilde:Rafet Keski - Çiçekçi: Biz bu kurstan evimize ekmek götürüyoruz. Bu kurs kapanırsa çocuğumuz çoluğumz aç kalır. Biz bu kursun kapanmasını istemiyoruz.
Ece İdiman - Barista Kursu: Benim için özel bir yere sahip çünkü bir süre kontenjan bulamadım ve giremedim. Bir dilekçe yazdım sonrasında ve çok kısa zamanda geri dönüş oldu sonra hemen gereken işlemleri başlattılar. Profesyonel bir eğitim anlayışı var tepeden tırnağa sizi mesleğe hazırlıyorlar. Böyle kıymetli bir yerin alınmasını asla istemiyoruz ve bundan herkesin yararlanmasını istiyoruz.Milena Yurash - Tekstil: Öncelikle herkese çok teşekkür ederiz. Biz uzak yerden geldik ve bize sahip çıktılar. Çok teşekkür ederim. Meslek Fabrikası’ndan mezun olan sayısız öğrencilerden birsiyim ben. Meslek fabrikasının imkanı olmayan bir anne bir eş için . Burada verilen eğitimler özgüven kazandırır kadınların kapasitesi ortaya çıkar. Dayanışmayı güçlendirir. Her kadın kendi ailesinin geleceğine dokunmasına sebep olur. Arkamdaki binanın bizlere geri verilmesini ve gençlerin, kadınların geleceğine ışık tutmasını diliyorumSevinç Demir Tokcan - Kuaför: 35 yaşındayım. Belgelerimi kalfalığımı ustalığımı tamamladım. Kuaförde çalışıp evime ekmek götürme imkanı buldum. Şimdi dükkanımı açtım evime ekmek götürüyorum. Yüzlerce kadına istihdam oluyor orada çalışmak değil kurs bile almak insana özgüven getiriyor. Meslek Fabrikası kapanmasın. Esra Yeke - Ön Muhasebe: Ben cemil başkanımı Karşıyaka’dan tanıyorum. Rabia hocam bize muhasebe dersi verdi. Ben 42 yaşında eşimden boşandım. Burası sayesinde iş bulup kendi ayaklarım üzerinde durdum Meslek fabrikasının kapanmamasını diliyorum.Hüsniye Tamercan - El Sanatları Kursu: ben emekliyim evim kira, kendi ayaklarımın üzerinde durabildiğim kadarıyla meslek fabrikasının sağladığı imkanlarla... Bizler el sanatları olarak yaptığımız ürünleri satarak ayakta duruyoruz. Meslek Fabrikası gençlerin kadınların emeklilerin nasıl elden alıyorlar. Buradan hereksi mücadeleye davet ediyoruz. Ege'ye Bakış
“BU KAMUSAL ALANI ORTADAN KALDIRMANIN SONUCUDUR”Emek ve Demokrasi Platformu adına sahneye çıkan DİSK Ege Bölge Temsilcisi Deniz Şahin Gümüştekin şu ifadeleri kullandı:“Emek ve Demokrasi Platformu: İzmir Emek ve demokrasi olarak bugün burada yalnızca bir binayı değil bu kentin emeğini toplumsal hafızasını savunmak için bir aradayız. Meslek fabrikası başta kadınlar ve gençler olmak üzere iki binden fazla insanın meslek sahibi olmasına fayda sağlamış sosyal destektir. İnsanların ekonomik bağımsızlık kazandığı ve toplumsal hayata eşit bir biçimde katıldığı sosyal alandır. Bugün tam da böyle bir tabloda meslek fabrikasına el konuldu. Üstelik bu el koyma bir kamu kurumuna başka bir kamu kurumuyla el konulmuştur. Bu tesadüf değildir, bu kamusal alanı ortadan kaldırmanın sonucudur. Emeği görünmez kılmanın bir parçasıdır. Bu merkez hiçbir meşruiyeti olmayan bir kararla vakıflara devredilmiş ablukaya alınmıştır. Tıpkı halkın iradesiyle seçilmiş başkanlara olduğu gibi. Bu yöntem hukukun değil siyasi baskının yöntemidir. Yargı süreçleri hiçe sayılarak yapılan bu müdahale siyasi iktidarın kamu gücünü kendi çıkarları için kullandığının göstergesidir. Bu doğrudan halkın iradesine saldırıdır. Biz bu hukuksuzluğu tanımıyoruz. Bu zorbalığa boyun eğmiyoruz. Bizler kamusal alanın tasfiye edilmesine karşı olduğumuzu açıkça ifade ediyoruz. Bizler biliyoruz ki ateşin en çok yakıp kavurduğu an yeniden doğuşun başladığı andır. İşte o ateş bugün İzmir’den yanıyor. Bu kentin umudu biziz. İzmir’in hizmet merkezi olan meslek fabrikası bizimdir. Bu fabrika bizimdir, bizim kalacak”
"BU NASIL BİR DEVLET AKLIDIR?"Gümüştekin'in ardından konuşmasını yapan CHP İzmir İl Başkanı Çağatay Güç şu ifadeleri kullandı:"Büyük usta Nazım Hikmet ne diyordu: “Yaşamak tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine...” İşte biz bugün o sözün anlam bulduğu yerdeyiz.Üç gündür buradayız. Üç gündür sadece bir binayı değil; bir hakkı, bir umudu ve bir geleceği savunuyoruz. Burası eve ekmek götüren annenin yolu, hayatını yeniden kurmak isteyenlerin kapısı. Bugün yine buradayız çünkü halkın geleceğine çöktüler. Meslek Fabrikası İzmir halkınındır.Bu mesele sadece İzmir’in değil, Türkiye’nin meselesidir. Bugün burada yaşanan sadece idari bir işlem değil, adaletin askıya alınmasıdır. Mahkeme sonucunu beklemeden bir kamu kurumunun etrafı polis eliyle çevrilerek el koyma girişimiyle karşı karşıyayız.Bu nasıl bir anlayıştır, nasıl bir devlet aklıdır? Devlet dediğin adaletle hareket eder. Bugün burada ne görüyoruz? Halkın idaresini tanımayan bir yaklaşım. “Ben yaptım, oldu” demektir bu. “Bu güç bende, istediğimi yaparım” demektir.Bu ülke keyfiyete teslim olmayacak. Hukuksuzluğa teslim olmayacak. Mülkiyet hakkının tartışılır hâle gelmesi bir kurumun değil, hepimizin geleceğini tehdit eder. Bugün bu bina, yarın senin evin... İşte biz buna karşıyız. İşte bu yüzden buradayız.Çünkü biz biliyoruz ki kamu gücü halka karşı değil, halk için kullanılır. Devlet vatandaşının yanında olur. Bugün biz, halkın faydalandığı bir binaya müdahale görüyoruz.
Meslek Fabrikası sadece bir eğitim alanı değil; işsizlerin umut bulduğu bir merkezdir.Esnafa çalışan, sanayiye eleman, bilişimci gençlere yol açılıyor burada. Ekonomik krizin bu kadar derin olduğu bir yerde bu akıl mıdır, bu vicdan mıdır?Siz halkın yanında olmayan, ülkeyi yönetemeyen bir iktidarsınız. Siz ülkeyi umutsuzluğa, çaresizliğe terk etmiş bir iktidarsınız. Bizim derdimiz, her geçen gün mutsuzlaşan kadınlar, açlığa mahkûm edilmiş emekçilerdir. Bizim derdimiz halktır, halk!"İZMİR İLK KURŞUNUN ADRESİDİR"Kıymetli halkım; ormanlarımıza çöküyorlar, asgari ücretlinin alın terine çöküyorlar,kadınların emeğine çöküyorlar ve şimdi İzmir’in umuduna çöküyorlar. Ama unuttukları bir şey var: Bu millet sabreder, bekler ama iradesine çökülürse...İzmir, ilk kurşunun adresidir. Hasan Tahsin’in kentidir. İzmir, korkunun bittiği yerdir. Ve bu kaderi çizen Mustafa Kemal’in evlatlarıyız biz.Refah artmadı, yoksulluk arttı. Bu bir tesadüf değil, tercihtir. Bu ülkenin geleceğini sattılar, halkın emeğini değersizleştirdiler. Şimdi de halkın emeğinin olduğu yere çöküyorlar.İnancımızı kıramazlar, kıramadılar ve kıramayacaklar. Biz korkuya karşı cesaretiz. Bir ayrıştıran değil, birleştireniz.Bu halkı cezalandırmayın. Getirin sandıkları. Bu halk bıktı sizden. Biz halkın iktidarını kuracağız.İzmir susmaz, İzmir boyun eğmez, İzmir hakkına sahip çıkar!"
"İNADINA, İNADINA, İNADINA İZMİR"Çağatay Güç'ün ardından konuşmasına başlayan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şu şekilde:"Bu siyaset işinde ben kalıplara tam adapte olamadım. Kendi bildiğim yoldan gidiyorum. Bizler kahraman değiliz. Tamamen sizlerin takdiriyle belli konumlara geldik ama asıl yerimiz buranın vatandaşı olmaktır. Asıl vasfımız odur. Onun dışında sizin bize verdiğiniz görevler geçici vazifemizdir.Şöyle bir ifade kullanmak istiyorum: inadına, inadına, inadına İzmir.Şimdi bizi buraya getirdiler, daracık yere sıkıştırdılar. Arkamızda bir konu var. Hepimizin bildiği bir konu. Kısaca neden toplandığımızı anlatmaya çalışacağım.Şimdi bir tane Alman siyaset bilimcisi var. Adı Hannah Arendt. Bunun bir tane kitabı var: Kötülüğün Sıradanlaşması. Belki okuyanlar vardır. Burada bu kişi, bu kitapta şunu anlatıyor: İkinci Dünya Savaşı’nda milyonlarca insanı katletti Nazi zihniyeti. Bunları kimler eliyle yaptı? O günkü Alman hükümetinin adamları.Bunlardan bir tanesini savaştan sonra kaçıyor, Arjantin’de yakalıyorlar ve yargılıyorlar. Tertemiz yüzlü bir adam. Ve adam da diyor ki: “Ben evet, insanları öldürdüm ama görevimi yaptım.” Ve insan öldürmeyi kötülük olarak görmediğini ve görevinin gereğince yaptığını söylüyor."BUNUN ADI KÖTÜLÜĞÜN SIRADANLAŞMASI"Bu örnekte olduğu gibi, bazen insanlara öyle örnekler gösteriyorlar ki insanlara görev yaptırdıklarını söylüyorlar. Ve “Biz görevimizi yapıyoruz” diyerek yanlış yapıyorlar. İşte bunun adı kötülüğün sıradanlaşması.Biz burada aslında Meslek Fabrikası’yla ilgili yapılan hatanın normal görülmemesi için, sıradanlaşmaması için, dolayısıyla yarın öbür gün tekrarlanmaması için, daha kötülerinin yapılmaması için bir araya geldik ve buna itiraz ediyoruz.Bazı anlar vardır; o anlarda susarsınız, her şey normalleşir. Önce sadece bir karar olarak görülür, sonra hatadır ama normalleşmiştir. Sonra başka bir yanlış daha normalleşir. En sonunda ne normalleşir biliyor musunuz? Kötülük normalleşir.Burası un fabrikasıyken Cumhuriyet’le birlikte kamulaştırılıyor ve 1926’dan beri İzmir Belediyesi’nin malı. O bina, o günden sonra çok fazla şey yaşıyor. Halk Ekmek Fabrikası da oluyor, un fabrikası da oluyor ve bir şey daha oluyor.12 Eylül’de askerî darbeyle İzmir’in başına asker kökenli birisi atanıyor ve bu binayı DGM’ye veriyorlar. Tapusunu vermiyorlar, belediyede kalmaya devam ediyor ama kullanım tahsis ediliyor. DGM, bizim ülkemizin hep yaşattığı kötü şeylerle hatırlanır, biliyorsunuz. Belki aranızda orada yargılanmış insanlar bile vardır.İşte bu kötü binayı, İzmir’in hafızasında kötü bir yeri olan bu binayı harap hâlde alıp 2007 yılında restore etmeye başlıyor İzBB. Ve bu restorasyon için de dünya kadar para harcanıyor. O paralar İzmir halkının parası.
“BU ÜLKEYİ AYDINLIĞA ÇIKARTACAĞIZ”Tugay'ın "Şimdi o dönemde kaç para harcandı, en iyi kim bilir? Bunu yapan belediye başkanımız bilir. Benim çok değerli, izinden gitmeye çalıştığım Aziz Kocaoğlu Başkanım" ifadelerini kullanmasının ardından kürsüye çıkan eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu şu ifadeleri kullandı:"İzmirli hemşehrileri, yine zor bir günde izmir’in hakkını hukukunu korumak için mücadele ediyoruz. İyilik er ve geç kötülüğü yenecektir. Kötüler ilelebet başarılı olmamıştır ama iyiler hep başarılı olmuştor. Ben başkanın söz hakkını alıp burada konuşacak değilim Meslek fabrikası gibi bir çok örnek var elimizden alınan. Eşref paşa hastanesi tek hastanedir. köylere gidip hasta olanları eşrefpaşaya alıp tedavi ediyorduk. Dediler ki sen bunu yapamzsın izin vermiyoruz. Dedim şubeler açalım açamazsın dediler.O hizmeti biz yapacağız deilder. Hala yapıyorlar. Arkadaşlar birlik olmak durumundayız. Her sabah gazeteyi açıp, en fazla ne görüyorsunuz. Satılan devletin milletin mallarını görüyorsunuz. Gider ayak devletin ne kadar para edecek malı varsa satıp gidecekler. Bu bir örnek. İstanbul Kanal Projesi tamamen arazi satmak içindir. Çeşme projesi tamamen arazi satmak içindir. Milletin olan malları gider ayak satmak için yapıyorlar. Biz burada meslek fabrikasını verirsek direnmezsek yarın hepsi gidecek. Mücadele benim yaşımdaki insanların değil gelecek kuşakların ve türkiye cumhuriyetini ilelebet müdafa etmek için mücadele edeceğiz. Bu mallar onların değil milletindir. Millet ya malına sahip çıkacak ya hakkına sahip çıkacak veyahut da başka bir millet olacak. Direneceğiz, direneceğiz, direneceğiz. Bu ülkeyi aydınlığa çıkartacağız."BU DAVALAR BİTMEDEN BU ACELENİZ NEDEN?"Kocaoğlu'nun ardından konuşmasına devam eden Tugay, şu ifadeleri kullandı:Aziz Başkanım, burayı hizmete aldıktan sonra meslek eğitimi verildi. Bunların pek çoğu da iş sahibi oldular. 145 bin deyince İzBB tabii ya, insanlara az gelebilir ama pek çok şehrin nüfusundan daha fazla...DGM’nin bu şehirde yarattığı o lekeyi Aziz Başkanım, böylesine değerli bir binayı yaparak bu şehrin bir kirini temizledi. Bu binayla ilgili durup dururken, “Burayı bir alacağız” diyerek, tapudan bize sormadan, adı sanı uydurulmuş Beyazid Baba Vakfı diyerek vakıflara geçirdiler. Madem peşkeş çekecektiniz, adı sanı olan bir vakfa yapsaydınız bunu.Ve bunu tapu üzerinde yaptıktan sonra biz ne yaptıysak durmadılar. Bize “Binayı boşaltın” dediler. Sorduk, tek tek sorduk. Açık açık sorduk. Biz dava açtık, bu davaların sonuçlanması lazım. Bu binaların yapımında hiçbir vakfın faydası yok. Mülkiyeti tertemiz bir tapuyla İzBB’ye ait. “Bu davalar bitmeden aceleniz neden?” diye sorduk."TEK BİR ŞEY GÖSTEREMEDİLER"O gün buraya 700 civarı polis gelmiş. Onlarla birlikte girişi kapattıktan sonra, o arada bir tedbir kararı vardı. O karar henüz kaldırılmamıştı. “Bu gerekçeli kararı gösterin” dedik ve gösteremediler, çünkü bu yoktu. Peki, “Sayın emniyet güçleriniz, görev emrinizi gösterin” dedik, onu da sunamadılar. “Hangi dayanakla bu kamu taşınmazını alıyorsunuz?” dedik. Tek bir şey gösteremediler.Bu ne demek biliyor musunuz? İşlem var ama gerekçe yok. Müdahale var ama açıklama yok. Karar var ama dayanak yok. Bu doğru değil, savunulamaz. Kabul edilemez.Belgeleriyle anlattık: Davalar sonuçlanana kadar bekleyin, milyonlarca kamu zararına sebep olmayın dedik. Daha vahim bir şey oldu: Meslek Fabrikası’nda görevli olmayan, dışarıdan getirilen özel güvenlik görevlileri hukuksuzca idareyi çiğneyerek içeriye girdiler. Sonra bu kişiler, insanlar farkında olsun diye Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası olan belgeyi indirdiler. Halkın tepkisine rağmen bunu yaptılar. Bu belgeyi indirdiniz, ayıp ettiniz. İnsanlarımızı da üzdünüz."KİMLERE, KAÇA KİRALIYORLAR BİLEN YOK"Şunu aklınız alıyor mu acaba? O pankartı indirdiniz diye o belge yok mu oldu? Şimdi o pankartı indirdiniz diye Atatürk’ün kararlarına duyduğunuz saygıyı, yüreğinizden ve aklınızdan bağlılığı, sevgiyi yok edebilir misiniz?Bunların huylarını bildiğimiz için akla direkt bu geliyor ama diyoruz ki: “Ne yapacaksınız bu binaları?” Önce “Üniversite yapacağız” dediler bu binayı. Baktılar millet yemedi, bir arkadaş çıktı “Burayı Yeşilay’a vereceğiz” dedi. En sonda bugün duyduk, yine fikir değiştirmişler, “Kütüphane yapacağız” demişler.Ama o çok bilen, Vakıflar Genel Müdürü dediğimiz arkadaş, binlerce binaya sahip ama ne hikmetse Salepçioğlu Hanı’nı da kapattılar, milleti bekletiyorlar. Bir ikisini de biz istedik, yazımıza cevap bile vermiyorlar. Kimlere kiralıyorlar, kaça kiralıyorlar, bilen yok.Bizim arkadaşlarımız Sayıştay raporlarına ulaştılar, baktılar. Kiraya verip toplayamadıkları binlerce yeri varmış. Bu arkadaş diyor ki “Kütüphane yapacağız.” Bir de ağzından kaçırdı, 5 milyon teklif almış... Bak, bak, bak... Sen kimlerle konuştun da bu fiyatı aldın?Ne kütüphanesi, ne Yeşilay’ı... Sizin amacınız belli. İzBB’nin hizmetini durduracaksınız, alacaksınız geçici olarak, sonra da birileriyle pazarlık yapmışsınız, vereceksiniz.Peki biz buna seyirci mi kalacağız? Bunu benim vicdanım almıyor. Benim iki kimliğim var: birisi belediye başkanı, diğeri İzmirli hemşehri Cemil Tugay. Cemil Tugay’ın vicdanı diyor ki: “Bunu yapamayacaksınız, izin vermeyeceğim size.”"BU MESLEK FABRİKASI'NI ELE GEÇİRİNCCE Mİ EĞİTİM KALİTESİ YÜKSELECEK"Siz üniversiteye yer mi arıyorsunuz? Gerçekten derdiniz bu mu? Apartmanlara üniversite falan açtınız, mezunlar iş bulamıyor. Boğaziçi’ni, İTÜ’yü, ODTÜ’yü ne hale getirdiler. Bütün hocaları kaçırdınız. Eğitim kalitesi yerlerde sürünüyor. Bu Meslek Fabrikası’nı ele geçirince mi eğitim kalitesi yükselecek?Sizin aklınızda bu halkın eğitimi olsaydı, o köy okullarını kapatmazdınız.Türkiye’de ilk defa olan şey şu: Bir kamu kurumu, başka bir kamu kurumunun mülkiyetine çöküyor, polis gücüyle işgal ediyor. Kamu kurumları arasında böyle bir ilişki olmaz. Bizler halka hizmet etmek için bu kurumu geçici olarak yöneten insanlarız. Devletin bütün kurumları uyumla çalışır.Biz de bu konu sorun olmasın diye uzlaşmaya çalışıyoruz ve hukuk yolunda da arkadaşlarımız pek çok dava açtılar. Dört tanesinde durdurma kararı, bir tanesinde de tedbir kararı aldılar. Bunları jet hızıyla kaldırdılar. Sabahın beşinde 700 polisi, belediyenin kurumu olan bir binayı ablukaya aldılar. O gün bugündür etrafı barikatlarla çevrili...İlk geldiğim dakikalarda dedim ki: “Ben içeri girmek istiyorum. İçeride yüz milyonlarca lira değerinde belediyenin malı var. Bir durumu görmek istiyorum.” Tarihi bina burası ve zarar verdiler dediler. “Lütfen burada amir kimse onunla görüşmek istiyorum” dedim. Bir amir geldi, “Üst makamlara sormam lazım” dedi ve sonra bir daha kendisini görmedim."ÜZERİMİZE BASSINLAR DİYE KURULMADI BU DEVLET"Ben devletine bağlı bir insanım. Başkanınız Cemil Tugay ve vatandaş Cemil Tugay, hayatı boyunca asla devletine yanlış yapmadım. Devlet önemli ama bu devleti kim, ne için kurdu? Millet kurdu. Millete hizmet etmek için kuruldu bu devlet. Üzerimize bassınlar diye kurulmadı bu devlet.Bu millet, sizin devletin gücünü kullanarak onları ezmenizi kabul etmez. Biz buna susmayacağız, teslim olmayacağız. Kötülüğe ve yanlışa alışmayacağız. Alıştıramayacaksınız.Bu binayı yapan onlar değil. Restorasyonu halkın parasıyla yapıldı. Ben size bu emeği yedirmem. Ve sizin o tapuda yaptığınız sahte iş, benim aklımda da gönlümde de geçerli değil. O adı geçen vakıf ve bu karar, yasadaki koşulları sağlamıyor. Bu vakıf, niteliğini kaybetmiş bir vakıf.Kamu taşınmazlarını hâkim kararı olmadan el koyamazsınız. Onları kullanıma kapatamazsınız. Bu bir suçtur ve suç işliyorsunuzdur. Binlerce de “olmaz” sayabilirim burada ve “olur” diyebileceğiniz tek bir gerekçe de sunamazsınız.Her konuşmamda söylüyorum: Burası İzmir. Burası başka yere benzemez. Bu şehir öyle kolay kolay yanlışı kabullenmiyor. İzmir’de yaşamak, kendini insan gibi hissetmektir.Biz sakin insanlarız. Benim bir annem var, sürekli bana kızıyor: “Yarın öbür gün seni de tutuklayacaklar.” “Yapamam” diyorum, insanların hakkı var. “Bu benim namus borcum” diyorum. Korkmadığımızı ben biliyorum. Bu şehrin yapılan yanlışları unutmayacağını gayet iyi biliyorum.Neler neler söylediler İzmir’e, ne iftiralar attılar. Karalamak için neler söylediler... Burası İzmir ve biz ayaktayız. Sizlerin ensesindeyiz. İzmir’i yenemeyeceksiniz!Ben belediye başkanı olduğum sürece, “Bu adam da kendi siyasi geleceğini düşünüyor” diye düşünmeyin nolur."ÜLKEYİ KÖTÜ YÖNETİYORLAR"Ülkeyi kötü yönetiyorlar, hastanelerde doğru düzgün sağlık hizmeti verilmiyor. “Bizden olanlar ve olmayanlar” diye ayırmışlar herkesi. Kendilerinden olan belediyelere paraları akıtıyorlar.Neticede bir sürü insan işsiz. İşsizlik azalsın diye yaptığımız mücadeleyi de sekteye uğrattılar. Ama kaç kişi işsiz? Adam çiftçi; ekecek, yetiştirecek tarlası var, girdi parasını ödeyemiyor. Borç aldı, yetiştirdi; ürünü para etmiyor. Hep bunları başıboş bıraktılar.Bugün asgari ücretli insanlar için belirledikleri ücret nedir? O insanlar nasıl geçinsin? Yüreğim parçalanıyor. Fakir, yoksul insanlar çocuklarını okutacaklar diye malını mülkünü satıyorlar. Sonra iş bulamıyorlar."BEN CEMİL TUGAY, O BİNAYA GİRECEĞİM"Siyaset yaparken kim kendi çıkarı için siyaset yapıyorsa ben onun partisinden değilim. Kim kendi konforunu gözetiyorsa çekil kenara, kimsenin sana ihtiyacı yok. Eğer olur da yanlış bir partideysen, senin kimlerin yanına gideceğin de belli. Ve İzmir gibi bir şehre asla böyle siyasetçiler yakışmaz.Sen İzmir’in oylarıyla vekil olduktan sonra Vakıflar’ın avukatlığına soyunamazsın.İnanın, bizler iyi niyetle çalışan insanlarız. Biz, kötülüğü sıradanlaştırmaya çalışanlara karşı mücadele edelim. Kimsenin bu Meslek Fabrikası’na da İzmir’e ait mallara da el koyma hakkı yok.Ben Cemil Tugay. O binaya gireceğim. Aslan gibi hukukçu arkadaşlarımız var ve biz bu davaları kazanacağız. Genel Başkanımız Özgür Özel’le birlikte bu ülkeyi düzlüğe çıkaracağız.MEZUN ÖĞRENCİLERDEN ‘KAPATILMASIN’ ÇAĞRISI!Mitingte Meslek Fabrikası'ndan mezun olan öğrenciler de katılım yaparak MEslek Fabrikası'nın devredilmesine karşı çıktı.Konuşan mezun öğrenciler ve mezun oldukları bölümler şu şekilde:Rafet Keski - Çiçekçi: Biz bu kurstan evimize ekmek götürüyoruz. Bu kurs kapanırsa çocuğumuz çoluğumz aç kalır. Biz bu kursun kapanmasını istemiyoruz.Ece İdiman - Barista Kursu: Benim için özel bir yere sahip çünkü bir süre kontenjan bulamadım ve giremedim. Bir dilekçe yazdım sonrasında ve çok kısa zamanda geri dönüş oldu sonra hemen gereken işlemleri başlattılar. Profesyonel bir eğitim anlayışı var tepeden tırnağa sizi mesleğe hazırlıyorlar. Böyle kıymetli bir yerin alınmasını asla istemiyoruz ve bundan herkesin yararlanmasını istiyoruz.Milena Yurash - Tekstil: Öncelikle herkese çok teşekkür ederiz. Biz uzak yerden geldik ve bize sahip çıktılar. Çok teşekkür ederim. Meslek Fabrikası’ndan mezun olan sayısız öğrencilerden birsiyim ben. Meslek fabrikasının imkanı olmayan bir anne bir eş için . Burada verilen eğitimler özgüven kazandırır kadınların kapasitesi ortaya çıkar. Dayanışmayı güçlendirir. Her kadın kendi ailesinin geleceğine dokunmasına sebep olur. Arkamdaki binanın bizlere geri verilmesini ve gençlerin, kadınların geleceğine ışık tutmasını diliyorumSevinç Demir Tokcan - Kuaför: 35 yaşındayım. Belgelerimi kalfalığımı ustalığımı tamamladım. Kuaförde çalışıp evime ekmek götürme imkanı buldum. Şimdi dükkanımı açtım evime ekmek götürüyorum. Yüzlerce kadına istihdam oluyor orada çalışmak değil kurs bile almak insana özgüven getiriyor. Meslek Fabrikası kapanmasın. Esra Yeke - Ön Muhasebe: Ben cemil başkanımı Karşıyaka’dan tanıyorum. Rabia hocam bize muhasebe dersi verdi. Ben 42 yaşında eşimden boşandım. Burası sayesinde iş bulup kendi ayaklarım üzerinde durdum Meslek fabrikasının kapanmamasını diliyorum.Hüsniye Tamercan - El Sanatları Kursu: ben emekliyim evim kira, kendi ayaklarımın üzerinde durabildiğim kadarıyla meslek fabrikasının sağladığı imkanlarla... Bizler el sanatları olarak yaptığımız ürünleri satarak ayakta duruyoruz. Meslek Fabrikası gençlerin kadınların emeklilerin nasıl elden alıyorlar. Buradan hereksi mücadeleye davet ediyoruz. Ege'ye Bakış






