ÖMER FARUK ALTIN / EGE’YE BAKIŞ – Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin sosyal belediyecilik kapsamında hayata geçirdiği Kent Lokantası, Kent Market ve Halk Ekmek gibi projeler, tartışmaları da beraberinde getirdi. Belediye kaynaklarıyla sağlanan ucuz gıda hizmeti vatandaşın yüzünü güldürse de; piyasaya müdahale edildiği ve fiyat mekanizmasının bozulduğu gerekçesiyle esnaf tarafından tepki görmeye de devam ediyor.
Konuya ilişkin Ege'ye Bakış'a değerlendirmelerde bulunan Ekonomist Dr. Ayhan Bülent Toptaş; belediyelerin bu tür müdahalelerinin piyasaların etkin çalışmasını ve fiyat mekanizmasının işleyişini olumsuz yönde etkilediğini belirterek, devletin görevinin bu mekanizmaya müdahale değil, en iyi şekilde işleyebilmesi için gerekli temel hizmetleri sağlamak olduğunu dile getirdi.
DR. TOPTAŞ’TAN TEMEL HİZMET VURGUSU!Belediyelerin ana görevinin altyapı sorunlarını düzeltmek olduğunu dile getiren Toptaş, “Belediyelerin ana görevlerini yerine getirmesi de bu anlamda çok önemli. Örneğin; İzmir’in cadde ve sokakları temiz, trafiği düzenli, körfezi pırıl pırıl, çeşmesinden 24 saat suları akan bir şehir haline getirilmesi İzmir ekonomisine ve dolayısıyla İzmir’in zenginiyle fakiriyle tüm halkına yapılabilecek en büyük iyilik olacaktır. Belediye iştiraklerinin bu tür girişimleri de haksız rekabet olduğu gibi zaman zaman haksız rekabetin de ötesine geçebilmekte. Vergi, harç, kira ve hizmet bedeli aldığınız halde dükkanının önündeki çöpü toplayamadığınız, sokağını düzenleyemediğiniz, suyunu düzenli sağlayamadığınız esnafın on metre ötesine rakip bir işletme açmaya kalkışmak tasvip edilecek bir davranış değil. Belediye iştiraklerinin de ana amacı belediyelerin ana görevlerine odaklanmasına destek olmaktır” ifadelerini kullandı.“İHTİYAÇ SAHİBİ TESPİT EDİLİYOR, ONA SATIN ALMA GÜCÜ ENJEKTE EDİLİYOR”Belediyelerin doğrudan işletmecilik yapması yerine, ihtiyaç sahiplerine nakdi destek sağlaması ve vatandaşları yerel esnafa yönlendirmesinin yerel ekonomi döngüsü açısından daha verimli olacağını değerlendiren Toptaş, “Bu ekonomik perspektiften bakıldığında daha tasvip edilebilir bir yöntem. Çünkü burada ihtiyaç sahibi tespit ediliyor, ona satın alma gücü enjekte ediliyor. O da piyasada oluşan fiyatlar üzerinden alışverişini yapabiliyor. Bu piyasa ekonomisi açısından daha olumlu. Buna karşın, indirimli satış mağazalarından, restoran ve kafelerden maddi sorunu olmayan vatandaşlar da yararlanabiliyor. Bu da bu işletmelere aktarılan kaynakların etkin bir şekilde kullanılmasının önünde başka bir önemli engel teşkil ediyor” diye konuştu.
"BU ÇELİŞKİ ÇOK DİKKAT ÇEKİCİ VE DÜŞÜNDÜRÜCÜ"Piyasa fiyatlarının altında satışlar yapılmasının sosyal açıdan vatandaşa destek oluşturulabilmesinin mümkün olmadığına değinen Toptaş, “Belirttiğim gibi devletin ve dolayısıyla belediyelerin ana işlevlerini yerine getirilmesi çok önemli. Sosyal emniyet kemerini belediyeler öncelikle kendi çalışanlarına takmalı. Çalışanlarının ücretlerini aylarca geriden ödeyen bir belediye zaten bizzat sosyal problemlerin kaynağını oluşturabiliyor. Bu çelişki çok dikkat çekici ve düşündürücü” dedi.“GIDA ARZI SORUNU BUNDAN DAHA KOMPLİKE BİR PROBLEM”Kamunun gıda arzında bu şekilde rol oynamaması gerektiğinin altını çizen Toptaş, bunun hiçbir işe yaramayacağını vurguladı. Toptaş şu ifadeleri kullandı:“Kamunun gıda arzında böyle bir rol üstlenmesi söz konusu olmamalı. Çünkü hiçbir işe yaramaz. Gıda arzı sorunu bundan daha komplike bir problem. Yanlış tarım politikaları, kuraklık, iklim değişikliği, ithalat lobileri gibi farklı boyutları olan bir alan”
Atatürk’ün; devlet, bireyin yerine geçmemeli, bireyin yerine iş yapmamalı ama bireyin gelişebilmesi için uygun toplumsal ve ekonomik koşulları sağlamak zorunda olduğunu ifade ettiği konuşmasından alıntı yapan Toptaş, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı:“Son olarak Atatürk’ün çok önemsediğim sözlerini size aktarmak istiyorum.Prensip olarak, devlet, ferdin yerine kaim olmamalıdır. Fakat ferdin inkişafı için umumî şartları göz önünde bulundurmalıdır. Bir de, ferdin şahsi faaliyeti, iktisadî terakkinin esas menbaı olarak kalmalıdır. Fertlerin inkişafına mâni olmamak, onların her noktai nazardan olduğu gibi, bilhassa iktisadî sahadaki hürriyet ve teşebbüsleri önünde devlet kendi faaliyeti ile bir mâni vücuda getirmemek, demokrasi prensibinin en mühim esasıdır.O halde, diyebiliriz ki, ferdiyet inkişafının mâni karşısında kalmaya başladığı nokta, devlet faaliyetinin hududunu teşkil eder. Buna nazaran, umumiyetle, zaman ve mekânda, daimî bir hususî vasıf gösteren iktisadi bir işi devlet üzerine alabilir. Meselâ, bir iş ki büyük ve muntazam bir idareyi icap ettirir ve hususi fertler elinde inhisara duçar olmak tehlikesini gösterir veyahut umumi bir ihtiyaca tekabül eder, o işi devlet üzerine alabilir.Madenlerin, ormanların, kanalların, demir yollarının, deniz seyrisefer şirketlerinin devlet tarafından idaresi ve para ihraç eden bankaların millileştirilmesi, kezalik su, gaz, elektrik ve saireye ait işlerin mahalli idareler tarafından yapılması yukarıda izah ettiğimiz neviden işlerdir.”Ege'ye Bakış
Konuya ilişkin Ege'ye Bakış'a değerlendirmelerde bulunan Ekonomist Dr. Ayhan Bülent Toptaş; belediyelerin bu tür müdahalelerinin piyasaların etkin çalışmasını ve fiyat mekanizmasının işleyişini olumsuz yönde etkilediğini belirterek, devletin görevinin bu mekanizmaya müdahale değil, en iyi şekilde işleyebilmesi için gerekli temel hizmetleri sağlamak olduğunu dile getirdi.
DR. TOPTAŞ’TAN TEMEL HİZMET VURGUSU!Belediyelerin ana görevinin altyapı sorunlarını düzeltmek olduğunu dile getiren Toptaş, “Belediyelerin ana görevlerini yerine getirmesi de bu anlamda çok önemli. Örneğin; İzmir’in cadde ve sokakları temiz, trafiği düzenli, körfezi pırıl pırıl, çeşmesinden 24 saat suları akan bir şehir haline getirilmesi İzmir ekonomisine ve dolayısıyla İzmir’in zenginiyle fakiriyle tüm halkına yapılabilecek en büyük iyilik olacaktır. Belediye iştiraklerinin bu tür girişimleri de haksız rekabet olduğu gibi zaman zaman haksız rekabetin de ötesine geçebilmekte. Vergi, harç, kira ve hizmet bedeli aldığınız halde dükkanının önündeki çöpü toplayamadığınız, sokağını düzenleyemediğiniz, suyunu düzenli sağlayamadığınız esnafın on metre ötesine rakip bir işletme açmaya kalkışmak tasvip edilecek bir davranış değil. Belediye iştiraklerinin de ana amacı belediyelerin ana görevlerine odaklanmasına destek olmaktır” ifadelerini kullandı.“İHTİYAÇ SAHİBİ TESPİT EDİLİYOR, ONA SATIN ALMA GÜCÜ ENJEKTE EDİLİYOR”Belediyelerin doğrudan işletmecilik yapması yerine, ihtiyaç sahiplerine nakdi destek sağlaması ve vatandaşları yerel esnafa yönlendirmesinin yerel ekonomi döngüsü açısından daha verimli olacağını değerlendiren Toptaş, “Bu ekonomik perspektiften bakıldığında daha tasvip edilebilir bir yöntem. Çünkü burada ihtiyaç sahibi tespit ediliyor, ona satın alma gücü enjekte ediliyor. O da piyasada oluşan fiyatlar üzerinden alışverişini yapabiliyor. Bu piyasa ekonomisi açısından daha olumlu. Buna karşın, indirimli satış mağazalarından, restoran ve kafelerden maddi sorunu olmayan vatandaşlar da yararlanabiliyor. Bu da bu işletmelere aktarılan kaynakların etkin bir şekilde kullanılmasının önünde başka bir önemli engel teşkil ediyor” diye konuştu.
"BU ÇELİŞKİ ÇOK DİKKAT ÇEKİCİ VE DÜŞÜNDÜRÜCÜ"Piyasa fiyatlarının altında satışlar yapılmasının sosyal açıdan vatandaşa destek oluşturulabilmesinin mümkün olmadığına değinen Toptaş, “Belirttiğim gibi devletin ve dolayısıyla belediyelerin ana işlevlerini yerine getirilmesi çok önemli. Sosyal emniyet kemerini belediyeler öncelikle kendi çalışanlarına takmalı. Çalışanlarının ücretlerini aylarca geriden ödeyen bir belediye zaten bizzat sosyal problemlerin kaynağını oluşturabiliyor. Bu çelişki çok dikkat çekici ve düşündürücü” dedi.“GIDA ARZI SORUNU BUNDAN DAHA KOMPLİKE BİR PROBLEM”Kamunun gıda arzında bu şekilde rol oynamaması gerektiğinin altını çizen Toptaş, bunun hiçbir işe yaramayacağını vurguladı. Toptaş şu ifadeleri kullandı:“Kamunun gıda arzında böyle bir rol üstlenmesi söz konusu olmamalı. Çünkü hiçbir işe yaramaz. Gıda arzı sorunu bundan daha komplike bir problem. Yanlış tarım politikaları, kuraklık, iklim değişikliği, ithalat lobileri gibi farklı boyutları olan bir alan”
Atatürk’ün; devlet, bireyin yerine geçmemeli, bireyin yerine iş yapmamalı ama bireyin gelişebilmesi için uygun toplumsal ve ekonomik koşulları sağlamak zorunda olduğunu ifade ettiği konuşmasından alıntı yapan Toptaş, konuşmasını şu şekilde sonlandırdı:“Son olarak Atatürk’ün çok önemsediğim sözlerini size aktarmak istiyorum.Prensip olarak, devlet, ferdin yerine kaim olmamalıdır. Fakat ferdin inkişafı için umumî şartları göz önünde bulundurmalıdır. Bir de, ferdin şahsi faaliyeti, iktisadî terakkinin esas menbaı olarak kalmalıdır. Fertlerin inkişafına mâni olmamak, onların her noktai nazardan olduğu gibi, bilhassa iktisadî sahadaki hürriyet ve teşebbüsleri önünde devlet kendi faaliyeti ile bir mâni vücuda getirmemek, demokrasi prensibinin en mühim esasıdır.O halde, diyebiliriz ki, ferdiyet inkişafının mâni karşısında kalmaya başladığı nokta, devlet faaliyetinin hududunu teşkil eder. Buna nazaran, umumiyetle, zaman ve mekânda, daimî bir hususî vasıf gösteren iktisadi bir işi devlet üzerine alabilir. Meselâ, bir iş ki büyük ve muntazam bir idareyi icap ettirir ve hususi fertler elinde inhisara duçar olmak tehlikesini gösterir veyahut umumi bir ihtiyaca tekabül eder, o işi devlet üzerine alabilir.Madenlerin, ormanların, kanalların, demir yollarının, deniz seyrisefer şirketlerinin devlet tarafından idaresi ve para ihraç eden bankaların millileştirilmesi, kezalik su, gaz, elektrik ve saireye ait işlerin mahalli idareler tarafından yapılması yukarıda izah ettiğimiz neviden işlerdir.”Ege'ye Bakış 








