Basın meslek örgütlerinin ortak açıklaması şöyle:
“Türkiye, basını ifade özgürlüğü açısından ne yazık ki Her geçen yıl kendi tarihine yakışmayacak günleri yaşıyor. Basın özgürlüğü endeksinde dört basamak daha gerileyen ülkemiz 180 ülke içerisinde 163’üncü sıraya inmiştir.
3 Mayıs, basın özgürlüğü açısından derin bir krizin sembolüne dönüşmüş durumdadır. Gazetecilik faaliyetleri giderek daha fazla kriminalize edilmekte; haber yapmak, gerçekleri açığa çıkarmak ve kamuoyunu bilgilendirmek suç unsuru gibi gösterilmektedir. Bu baskı ortamının en somut göstergelerinden biri ise cezaevlerinde tutulan gazetecilerdir.
Bugün Türkiye’de çok sayıda gazeteci; yaptıkları haberler, kaleme aldıkları yazılar, sosyal medya paylaşımları ya da kamuoyunu bilgilendirme görevleri nedeniyle tutuklu ya da hükümlü olarak cezaevlerinde bulunmaktadır. Aylarca, hatta yıllarca süren tutukluluklar; iddianamesiz dosyalar; gizli tanık beyanlarına dayanan yargılamalar ve mesleki faaliyetlerin “suç” kapsamına alınması, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Cezaevindeki gazeteciler yalnızca özgürlüklerinden değil, mesleklerini icra etme haklarından da mahrum bırakılmaktadır. Bu durum, doğrudan halkın haber alma hakkına müdahale anlamı taşımaktadır.
Gazetecilerin cezaevinde olması, toplumun gerçeklerden koparılması anlamına gelir. Çünkü gazeteciler susturulduğunda; işçinin direnişi görünmez olur, emekçinin hakkı duyulmaz, kadınların, gençlerin ve tüm ezilenlerin sesinin bastırılması sonucunu doğurur. Basın özgürlüğüne yönelik her saldırı, aynı zamanda toplumun demokrasi hakkına yönelmiş bir saldırıdır.
Türkiye’de fikir işçileri aynı zamanda ağır bir ekonomik ve siyasal kuşatma altındadır. Medya sahipliğinin tekelleşmesi, kamu kaynaklarının iktidara yakın medya organlarına aktarılması ve bağımsız gazeteciliğin sistematik biçimde zayıflatılması; oto-sansürü yaygınlaştırmakta ve eleştirel haberciliği daraltmaktadır. Güvencesiz çalışan meslektaşlarımız ne yazık ki bu düzen içerisinde açlık şartlarında yaşam mücadelesi vermektedir. Bugün bu tehdit iktidara yakın/muhalefete yakın ayrımı yapılmaksızın tüm gazeteciler için geçerlidir. Genç meslektaşlarımızın mesleğimizi yapmaktan kaçınmaya başlamasının temel sebebi de bu saydığımız anti-demokratik adımlar ve güvencesizliktir. Gazeteciler işsizlik, güvencesizlik ve baskı üçgeninde mesleklerini sürdürmeye zorlanmaktadır.
Gazetecilik suç değildir. Cezaevinde gazeteci olmaz. Gerçeğin peşinde koşmak, halkın haber alma hakkını savunmak suç değil, kamusal bir sorumluluktur.
Bu doğrultuda taleplerimiz nettir:
• Cezaevlerinde tutulan tüm gazeteciler derhal serbest bırakılmalıdır.
• Gazetecilik faaliyetlerini suç sayan tüm uygulamalara son verilmelidir.
• Basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayan yasal düzenlemeler kaldırılmalıdır.
• Gazeteciler için güvenceli çalışma koşulları sağlanmalı, sendikal hakların önündeki engeller kaldırılmalıdır.
Unutulmamalıdır ki; özgür basın olmadan demokrasi olmaz. Gazetecilerin özgür olmadığı bir ülkede, toplum da özgür değildir.
Biz aşağıda imzası bulunan meslek örgütleri, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde, cezaevindeki tüm gazetecilerle dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyor; gerçeği savunmaktan vazgeçmeyen tüm meslektaşlarımızı selamlıyoruz.
Avrupa Gazeteciler Birliği Türkiye Temsilciliği
DİSK Basın-iş Sendikası
Çağdaş Gazeteciler Derneği
Dicle Fırat Gazeteciler Derneği
Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti
KESK Haber-Sen
Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği”







