Bakırhan, Medyascope’ta yayımlanan yazısında, Suriye’deki çatışmalar ve SDG’nin bazı bölgelerden çekilmesinin ardından Türkiye’nin benimsediği tutumun Kürtlerde ciddi bir kırılmaya yol açtığını ileri sürdü. Kürt meselesinin bir kararname konusu değil, anayasal güvence meselesi olduğunu vurgulayan Bakırhan, sadece Kürtlerin değil Aleviler, Dürziler, Türkmenler ve Süryaniler gibi tüm halkların ve inanç gruplarının güvence altına alınması gerektiğini ifade etti.
Suriye’nin geleceğinin eşit siyasal katılıma dayalı bir yönetim modeliyle kurulabileceğini savunan Bakırhan, bu taleplerin 21. yüzyılda hâlâ dile getirilmek zorunda kalınmasının utanç verici olduğunu, ancak bu utancın halklara ait olmadığını belirtti.
Türkiye’nin Suriye politikasını sert sözlerle eleştiren Bakırhan, Abdullah Öcalan’a ilişkin tartışmalara da değinerek, “Açın İmralı kapısını, bakalım kim Öcalan’ı dinliyor, kim dinlemiyor. Yıllardır çözüm ve ortak yaşam diyor. Buna rağmen Rojava’da tam tersi bir politikanın izlendiği ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.
‘Terörsüz Türkiye’ adıyla yürütülen sürece ve son gelişmelere de değinen Bakırhan, sınır bölgelerinde yaptığı temaslara dikkat çekerek Kürtlerin gözlerinde derin bir kırılma gördüğünü söyledi. Bu kırılmanın, bir halka alenen haksızlık yapılmasından ve haysiyet kırıcı söylemlerden kaynaklandığını savunan Bakırhan, bunun siyasetin ötesinde tarihsel bir mesele olduğunu dile getirdi.
Bakırhan, iktidarın izlediği politikaların Kürtler tarafından sadece siyasette değil, günlük hayatın her alanında hissedildiğini öne sürerek, “Bu bir sitem değil; bir halkın vicdanında büyüyen tarihî bir kırılmadır. Kırılma derinlerde ve görmezden gelindikçe sessizce ama öfkeyle büyüyor” değerlendirmesinde bulundu.
Bu kırılmanın giderilmesinin devletin, medyanın ve siyaset kurumunun sorumluluğunda olduğunu belirten Bakırhan, güvenin nasıl yeniden tesis edileceğine dair soruların hâlâ yanıtsız olduğunu ifade etti.








