ÖMER FARUK ALTIN/EGE’YE BAKIŞ-Geçtiğimiz günlerde terör örgütünün kendisini feshettiği 12 maddelik bildiride, “Partimiz PKK; kaynağını Lozan Antlaşması ve 1924 Anayasasından alan Kürt inkar ve imha siyasetine karşı, halkımızın özgürlük hareketi olarak tarih sahnesine çıktı” ifadeleri kamuoyunda büyük tepki çekerek tartışmalara sebep olmuştu. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde tarih bölümünde akademisyenlik yapan Prof. Dr. Hakkı Uyar, Lozan’ın önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Uyar, “Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin yani yeni kurulan devletin uluslararası arenada eşitlik ve tanınma belgesidir. Bir tam bağımsızlık belgesidir” ifadelerini kullandı.

LOZAN’IN TARİHSEL SÜRECİ
Lozan Antlaşması’nın tarihsel sürecine değinen Uyar, “Birinci Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle çıkan Osmanlı Devleti, Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzaladı. Bu ateşkes, Sevr’in habercisi gibiydi. Sevr’in öncülü olarak Mondros, işgaller ve paylaşım için Osmanlı ordusunun dağıtılmasını ve silahlarına el konulmasını sağladı; ardından işgaller için gerekli mazereti yarattı. Paris Barış Konferansı’nda Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın eline verilen ağır Sevr metni Padişah-Halife, Hükümeti ve Saltanat Şurası antlaşma metnini onayladı. 22 Temmuz 1920 tarihinde toplanan Şura, 10 Ağustos 1920’de imzalanacak olan Sevr Barış Antlaşması’nın içeriğinin görüşülmesi amacıyla Osmanlı devlet adamlarını bir araya getirdi. Sevr, yenilen devletlerin imzaladığı barış antlaşmaları içerisinde imzası en sona kalan barış antlaşmasıydı. Türk tarihinin en ağır antlaşması olan Sevr metni, İstanbul hükümeti ve yandaşlarına bile ağır gelmişti. Ancak onlar yine de antlaşmayı imzalamaktan başka çare göremiyorlardı. Direnmek ve Kurtuluş Savaşı’nı desteklemek akıllarından bile geçmiyordu. Hatta direnişin İtilaf Devletlerinin kızgınlığını çekeceği, elde kalanların da gideceği –elde ne kaldıysa?- endişesi içerisindeydiler. Mondros sonrasında ortaya çıkan işgaller açık bir şekilde göstermiştir ki, Sevr imzalanmadan önce bile Osmanlı devleti parçalanmış; elinde sadece 600 yıl önce Osmanlı Beyliğinin kurulduğu topraklar kadar bir toprak parçası kalmıştı. Damat Ferit Paşa adına Bağdatlı Hadi Paşa, Rıza Tevfik ve Bern büyükelçisi Reşat Halis Beylerden oluşan heyet, 10 Ağustos 1920‘de Sevr Antlaşması’nı imzaladı” dedi.
![]()
“SEVR DÜN DE ÖLÜ DEĞİLDİ, BUGÜN DE ÖLÜ DEĞİLDİR”
Sevr’in emperyalist ülkeler tarafından hala yürürlüğe sokulmak için fırsat kollandığına vurgu yapan Uyar, “Türk tarihinin en ağır antlaşmasını imzalayanlar tek bir söz edemeden bu antlaşmayı aşağılanarak imza etmek zorunda kaldılar. Oysa imzalanan bir ölüm fermanı idi. Lozan konferansında masaya oturan İsmet Paşa aradan iki buçuk yıl geçtikten sonra, hasımlarıyla eşit bir şekilde masaya oturmuştu ve ardından da yüzyıllar sonra ilk kez Batı ile eşit bir şekilde masadan kalkabilmişti. Venizelos’un Sevr’deki altın kalemi, Lozan’da tarihin çöp sepetine gitti. Sevr’i geçersiz kılan Ankara Hükümeti’nin ve TBMM’nin bu antlaşmayı reddetmesi, İstiklal Savaşı’nı başarıya ulaştırması ve Sevr’in yerine Lozan’ı koyabilmesidir. Aksi takdirde uygulanacak olan Sevr’di. Sevr dün de ölü değildi, bugün de ölü değildir. Hem emperyalizm ve hem de yerli uzantıları Sevr’i yürürlüğe sokmak için fırsat kollamaktalar” ifadelerini kullandı.

“LOZAN’DAN MEMNUN OLMAYANLAR PKK VE SİYASAL İSLAMCILARDIR”
Lozan’dan memnun olmayanların PKK ve siyasal İslamcılar olduklarını dile getiren Uyar, “Lozan, Türkiye Cumhuriyeti’nin yani yeni kurulan devletin uluslararası arenada eşitlik ve tanınma belgesidir. Bir tam bağımsızlık belgesidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin barış içerisinde yaşamasının önünü açan antlaşmadır. Bu antlaşma 100 yıllık olmadığı gibi gizli maddeleri de yoktur. Nitekim 100 yıllık olmadığı 2023 yılı itibarıyla bir kere daha ortaya çıkmıştır. 100 yıllık olduğunu söyleyenlerin sesi kesilmiştir. Ancak içimizde de Lozan’dan memnun olmayanlar vardır. Lozan’dan memnun olmayanlar PKK ve siyasal İslamcılardır. PKK’nın hayali Sevr’dir. Bu noktada onların hayali Sevr’deki emperyalizm güdümündeki Kürdistan’dır. Bizim Lozan zaferdir. Onlar içinse Sevr zaferdi. Kürtçü-İslamcı ittifakının somutlanmış örneği Şeyh Sait isyanıdır. Türkiye, Atatürk’ün 1931’de dile getirdiği “yurttaş barış, dünyada barış” söylemi çerçevesinde Lozan’dan arta kalan Musul, Boğazlar ve Hatay sorunlarını barışçı yollardan çözmeye gayretti. Lozan ertesinde dünyada yükselen savaş eğilimlerine rağmen anti-revizyonist bir politikayı benimsedi. Lozan’la birlikte Türkiye, tarihinin en uzun süreli barış ve kalkınma dönemine girdi. Bunu sağlayan Lozan ve Cumhuriyet oldu” diye konuştu.

“GERİ KALMAMIZIN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGELLERDEN BİRİ KALDIRILMIŞ OLDU”
Lozan Antlaşması’nda Boğazlar, kapitülasyonlar ve azınlık hakları gibi konulara da değinen Uyar, Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki tam egemenliğini Montrö ile sağladığını, kapitülasyonların kaldırılmasıyla ekonomik bağımsızlığın önünün açıldığını ve yalnızca dini azınlıkların tanınarak hukuki sisteme entegre edildiklerini ifade etti.
Uyar şu ifadeleri kullandı:
Lozan Antlaşması’nda Boğazlar, kapitülasyonlar ve azınlık hakları gibi konulara da değinen Uyar, “Türkiye, Lozan’da Boğazlarda tam egemenlik sağlayamadı. Lozan’dan arta kalan sorunlardan biri de Boğazlardı. Türkiye, 1936’da Montrö Boğazlar Sözleşmesiyle Boğazlar üzerinde tam egemenliğini sağladı. Üstelik insanlık İkinci Dünya Savaşı’na giderken bunu barışçı yollardan yapmayı başardı. Kapitülasyonlar, Lozan’daki en büyük tartışma konusuydu. 8 aylık görüşmeler maratonunun 1923 yılı başında kesintiye uğramasının nedeni kapitülasyonlardı. Yüzyıllardan beri devam eden, Osmanlı’nın geri kalmasının ve yarı sömürgeleşmesinin ana nedeni olan kapitülasyonlar, Lozan’da -1929 yılından geçerli olmak üzere- kaldırıldı. Böylece geri kalmamızın önündeki en büyük engellerden biri kaldırılmış oldu. Bu sayede Türkiye sanayileşmeye yöneldi ve gümrük duvarlarını yükselterek sanayileşmeye girişti. Bu sanayileşme ithal ikameci bir sanayileşme idi. Lozan’da dini azınlık kabul edilmiş olup etnik azınlık kabul edilmemiştir. Ermeni, Rum ve Musevi azınlık tanımlanmıştır. Azınlıkları da birtakım ayrıcalıklar verilmedi, Medeni Kanun ile hukuk sistemine de entegre oldular” şeklinde konuştu.

“RAHATSIZ OLANLAR KÜRTÇÜLER VE İSLAMCILAR, KESİŞME KÜMESİ ŞEYH SAİT’TİR”
Günümüzde Lozan üzerinden yürütülen siyasi tartışmalara değinen Uyar, şu ifadeleri kullandı:
Lozan’dan memnun olmayanlarla Cumhuriyet’ten memnun olmayanlar arasında paralellik vardır. Lozan’da düşmanlık Cumhuriyet’e düşmanlıktır. Lozan’da neden alınmadığı sorulan Kıbrıs, Mısır, 12 Adalar zaten İstiklal Savaşı sırasında elimizde değildi. Kıbrıs ve Mısır’ın Lozan’da neden alınmadığı değil, II. Abdülhamit’in buraları savaşmadan nasıl verdiği sorulmalıdır. 12 Adalar ise Trablusgarp Savaşı sırasında İtalyan işgaline uğradı ve 1912’de İtalya’ya bırakıldı. Lozan, savaş meydanında kazanılan başarının masada da sürdürülmesidir. Savaş meydanında kazanılıp masa başında kaybedilme yoktur. Savaş meydanında kazanılıp masa başında kaybedilen, II. Abdülhamit dönemindeki 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’dır. Lozan’a ilişkin Türkiye’de rahatsız olanlar Kürtçüler ve İslamcılardır. Her ikisinin kesişme kümesi Şeyh Sait’tir. Lozan karşıtı Kürtçüler, Sevr’de yer alan İngiliz himayesindeki Kürdistan’ı kaybettikleri için muhaliftirler. Siyasal İslamcılar da Osmanlı’nın yıkılışından Cumhuriyeti sorumlu tuttukları için Lozan’a karşıdırlar. Oysa Osmanlı Mondros ve Sevr ile tarihe karıştı. Osmanlı çöküşü bir anda olan bir şey değildir. 1699 Karlofça’dan 1878’deki Berlin’e oradan da 1920 Sevr’e kadar uzanan 200 yılı aşkın bir çöküş sürecinin sonucudur. Dolayısıyla nasıl Roma bir günde kurulmadıysa Osmanlı da bir günde çökmedi. Diğer taraftan Lozan’a muhalefet edenler, Türk İstiklal Savaşı’na karşı çıkanların, Kürt Teali Cemiyeti’nin, İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin, Teali İslam Cemiyeti’nin maddi ve manevi mirasçıları, torunlarıdır. Onların dedeleri Türk İstiklal Savaşı’na karşı çıkmayıp Atatürk ve arkadaşlarının yanında yer alsaydılar muhtemelen savaş daha erken biterdi ve daha erken iç ihanet cephesi kapanmış olurdu.








